Akdeniz Metaforları I
Akdeniz gibi, doğa, tarih ve kültürün olağanüstü bireşimler ve çözülmeler oluşturduğu başka bir belge var mı, dünyada? Ve bu bölge, küresellik denilen yüzyıl sonu anaforu içinde neler yaşıyor? Gerçekte bu bölge için hiç de yeni olmayan, başka zamanlarda başka adlar taşıyan bu küresellik, burada hangi yeni bireşimlere ya da ayrışımlara neden olacak.

Dinlerin, kültürlerin, ırkların, çözülmesi olanaksız düğümler oluşturduğu bu coğrafyada, bu yüzyıl boyunca yaşananların sonuçlarını nasıl değerlendiriyoruz?

Bu bölgede en son bireşim ve ayrışma, büyük kopuşlarla, sert direnişlerle, ağır buyun eğmelerle, sancılı özümsemelerle gelenek ve modernizm karşılaştığında oldu. Arkasında savaşlar, göçler, yıkılmış ya da değişmeye zorlanmış kentler bırakan, bir insan yaşamına sığması zor büyük değişimler...

Akdeniz'in binlerce yıllık kentlerinde, bütün değişimlere ilişkin derin ve karmaşık bellekler saklı; gerçekleri ve yaşamı olduğu gibi kabul etmeyen günümüz sanatçıları titizlikle ve sabırla bunların izini sürüyor. Onlar, Akdeniz'i ve onun içerdiği bütün olguları anlamak için, bu bölgede üretilen post-modern sanatı dikkatle izlemek ve incelemek belki de en kolay yoldur ve metaforlar çoğu kez gerçeklerden ve yaşamlardan daha anlamlıdır, daha içeriklidir diyorlar.

Bıı yüzyıldaki kuşaklar için, Akdeniz, dört büyük kültürün (Roma kökenli Hıristiyanlık, Asya ve Arap kökenli İslamiyet, Filistin kökenli Yahudilik, Bizans kökenli Ortodoksluk) barış, savaş, soğuk savaş içinde yaşadığı, bir arenadır. Bu kültürler arasındaki geçişler, ayıklanmayacak kadar çapraşıktır; en gelişmiş aygıtlarla ve silahlarla korunan ülke sınırları bu kültürler arası çekim alanlarını bozamıyor, bu organik kaynaşmayı engelleyemiyor.

Akdeniz insanı askeri, siyasal, ekonomik, toplumsal karışıklıklar/karşıtlıklar içinde, göz kamaştırıcı zenginlikler, yürek parçalayıcı yoksıılluklar, ekonomik çalkantılar, ekolojik felaketler, siyasal yozlaşmalar içinde yaşarken, dünyanın geri kalanı tarafından hem kıskanılıyor hem de yıpratılıyor. Geleceği konusunda kuşkuları ve umutları var; inançsızlıkları yanında kör inançları var. Doğa ve kültür, onun her durumda yaşamın tadına varmasını ve düş kurmasını sağlıyor. 0, safyürekli, amatör, hoşgörülü, ama aynı zamanda kurnaz, profesyonel ve inatçı. Geçmişten kaptığı, ve her dönemde yeniden kullanmayı başardığı bir uslubu var. Hem gelenekten hem de modernden çalıyor; hem gelenekten hem de modernden kopmaya çalışıyor. Duyarlı, tuhaf huylu, kara mizahçı, sıcakkanlı, bunalımlı, taşkın ve coşkun... Akdeniz insanı sanki doğuştan postmodernist!

Bu çok yönlü, etkileyici ve etkilenen toplum yarım yüzyıldır, gittikçe yoğunlaşan biçimde tüketim, turizm ve televizyon ağı gibi mega eğilimlerin etkisi altında. Cocacola, IBM, Sony, McDomalds billboardları tarihsel anıtların, eşsiz manzaraların önüne perde çekiyor; uluslararası oteller zinciri, tatilköyleri ve ABD çıkışlı televizyon kültürü, Akdeniz'in kültür çeşitliliğini çiğniyor. Ekonomik ve siyasal huzursuzluklar, gittikçe büyüyen altkültür, gittikçe çeşitliliği yok eden tüketim kültürü yakın bir gelecekte, Akdeniz insanının kendine ve çevreye yabancılaşmasına neden olabilir.

Sanat herzaman olduğu gibi, şimdi de bu yabancılaşmaya karşı uyarıyor ve öneriler getiriyor. Akdeniz ülkelerinin çoğunda sanat çok geniş anlamlıdır. Geleneksel sanatlar, müzelerdeki görüntüleriyle ve mimariyle bütünleşmiş (örnekleriyle yalnız ikonografik bir değer taşımazlar, aynı zamanda kitlelerin kimlik sorunlarını doyurucu simgelerdir; bu bağlamda, var kalabildikleri ölçüde geleneksel sanatlar, bugünün sanatını da değişik ölçülerde etkilerler. Geniş kitleler modern sanatı geleneksel sanatın yerine koymamakta direnmektedir; onlar için modern resim ve heykel, hala zanaattır. Geleneksel sanat, kültür kimliğinin organik bir parçası olarak görülürken, modern sanat bu kültüre bir müdahale olarak algılanmaktadır; ama bir yandan da modern sanat biçimleri, bastırılmış kimliklerin feryadı ve altkültürün tözlü malzemesidir. Modern sanat karşıtlıkları barındırdığı, ideolojilere açık olduğu için, geniş kitleler için huzursuzluğun kaynaklarından birisidir; ama bu huzursuzluk aynı zamanda kitlelerin kendini ifade yoludur. Her iki alanın yaratıcılarının birbirilerini tanımadıklarını, birbirilerine "öteki" olarak davrandıklarını söylemek abartılı değildir. Geçmişte çok daha belirgin olan bu uzaklık, günümüzde, post-modern sanatçının mikro-kültürlere karşı ilgisi dolayısıyla bir ölçüde azalmıştır. Modernizmin evrenselci bir kültüre yol açtığı bilindiği halde, özgün kültürü yitirme korkusu belirgindir. Samir Amin'in sözleri, bu çelişkiye bir çözüm sunuyor: "LJzerinde yükseldiği merkezler/çeperler kutuplaşmasına rağmen dünyanın birliği, günümüzün gerçek sorunlarının çözümüne dayalı daha iyi bir gelecek kurmak isteyen her kültüre, ana boyutu itibariyle evrenselci olmayı dayatıyor. Çeşitlilik, evrenselciliği oluşturmaya hizmet etmelidir, onun mutlak karşıtı olarak karşısına konulmak yerine." Ne ki, kültürel çeşitliliği koruyarak evrenselci olmanın ne denli zor olduğu, özellikle Akdeniz kültürlerinin 20.yy'da geçirdiği aşamalarda izlendi. Bu ülkelerdeki modern ve post-modern mimaride tarihsel yapı ögelerinin modern işlevsellik içinde kullanılmasının ne denli zevksiz sonuçlar doğurduğunu gördük ve görüyoruz. Zamanın ruhu içinde, geçmişin ruhunu korumak, derin, süzülmüş, dinlenmiş bir bilgi istediği gibi, günümüze değin varkalabilmiş kültürlerin "nedenselliğini" de yeniden yaratabilmek gibi bir zorluk içerir. Resim ve heykel alanında da yüzyıl boyunca geçirilen aşamalar her zaman doyurucu sonuçlar vermedi. Batı Avrupa'lı sanatçılar, Akdeniz'e ait renkleri, biçimleri, dokuları, kavramları kullanırken, Doğu Akdeniz'li ve Kuzey Afrikalı sanatçılara, onların ürettiklerini örnek almak düşüyordu. Bu yaşanması olanaksız bir çelişkiydi, ama yaşadılar. Kendilerine ait olanı, kendilerine ait olmayan modernizmin içinden geçirerek yeniden tanımayı öğrenmek zorunda kaldılar. Yüzyılın sonuna doğru kendi modernizmlerinin sonuçlarını yaşıyabiliyorlar.

Akdeniz'e özgü modernizmin sonuçlarını mimaride, yazında, sinemada, çağdaş sanatta izlemek / izlettirmek, Akdeniz'in geçmiş kültürleriyle bağlantılar kurmanın ve geleceğe yönelik umutlar beslemenin, bu bölgeye özgü "retrovizyoner" düşüncenin, artık nerdeyse tek yoludur. Siyaset, ekonomi ve medyanın "modernizmi"nin, insanlara umut verecek, düşünce zenginliği sağlayacak bir görüntüsü olmadığı için, sanatı gündemde tutmanın önemi belirginleşiyor.

Akdeniz ülkeleri sanat gündemleri arasındaki ilişkilerin sağlamlaştırılması, yüzyıllık sanat deneyimlerinin sonuçlarının karşılaştırılması, gelecek yüzyıl için öngörülen "küresellik" projesinin altyapısını oluşturabilir.

Borusan Sanat Galerisi'nin "Akdeniz Metaforları" dizisine başlamasının en önemli gerekçesi budur. İlk serginin Akdeniz'in en büyük kenti olan Kahire bağlantılı olarak başlaması kaçınılmazdı.

Bizim Mısır'ımızın zenginlikleri yok
Ne güzel ırmakları ne çeşmeleri var
Ne de geniş gölgeler yayan yüksek dağları
Onun yerine büyülü çiçekleri var, alevlenen
Ptah'ın meşalesinden; yaydığı gizemli kokularla, tatlarla doğayı kendinden geçiren.

...Cavafy, Sham-El-Nesim

Akdeniz Metaforları dizi'sinin ilk sergisi Mısır çağdaş sanat ortamını tanıtmayı amaçlıyor ve üç genç sanatçının, Mona Marzouk, Mohamed Fathi Abo EI Naga ve Rehab El Sadek'in yapıtlarını sunuyor.

20.yy sanatının "Modernizm" döneminde Akdeniz kültürlerinin özellikleri, Kübizm ( 1910'lar), Sürrealizm ( 1920'ler), Yeni Gerçekçilik ( 1960'lar), Arte Povera ( 1970'ler), Transavanguardia (1980'ler) gibi belli başlı akımlara damgasını vurmuştur. 1980'lere kadar, bu akımların ortaya çıktığı Fransa ve İtalya Akdeniz kimliğinin temsilcileri gibi görünüyordu, 1980'lerde Yunanistan ve İspanya bu gruba katıldı. Yüzyıl boyunca, Akdeniz kimliğinin tarihsel mirasını taşıyan Afrika ve Orta Doğu ülkeleri, siyasal, ekonomik ve toplumsal bunalımlar ve çıkmazlar yüzünden geri planda kaldılar. Modernizm bu ülkeleri bir yandan bu yüzyılın uygarlık düzeyine çıkarırken, bir yandan sert toplumsal ve kültürel kopuşlara neden oldu; sanatçılar da yüzyıl boyunca bu ülkelerin sanatçılarının toplumları için "yeni bir sanat" üretmeye çalıştı. Kimliklerin ve davranışların öne çıkması, kültürel kökenlerin ve çeşitliliğin değer kazanması, geleneksel ve güncelin uzlaşması gibi gereklilikleri doğuran Postmodernizm ve sonrası gelişmeler, bu ülkelerdeki çağdaş sanatın, dünya sanat sahnesinde yerini almasına neden oldu. Akdeniz'li sanatçının kimliği ile post-modernist yaklaşımlar arasındaki koşutluk, Akdeniz'deki çağdaş sanat üretiminin bundan böyle daha çok ilgi çekeceğine kesinlik kazandırıyor.

Bu dizi içinde ilk olarak Mısır çağdaş sanat ortamının yer alması rastlantısal değildir; Mısır çağdaş sanat ortamı yüzyıllık bir geçmişe sahiptir. Modern sanat eğitimi, 1908'de Kahire Güzel Sanatlar Akademisi `nin kurulmasıyla başlamış, 1927'de Kahire Modem Sanat Müzesi kurulmuş, 1947'de kurulan Sanat Eğitimcileri Enstitüsü 1970'de Sanat Eğitimi üniversitesine dönüştürülmüş, 1973'den sonra ülkenin her yerinde sanat merkezleri açılmış ve 1982'de Kahire Bienali başlamıştır. Geçtiğimiz aylarda yedincisi yapılan Kahire Bienali, Afrika ülkeleri, Arap dünyası ve birçok Asya ülkesinin uluslararası çağdaş sanat ortamına açılma ortamı olarak dikkati çekmektedir.

Sergi, kuşkusuz tümel bir Mısır çağdaş sanat ortamı sunmak gibi büyük bir sorumluluğu yüklenmemektedir. İzleyiciye, Mısır'daki çağdaş sanat üretiminin hangi kaynaklara gönderme yaptığını, uluslararası sanat üretimi için nasıl bir alan kaplamaya talip olduğunu, dün ve bugün arasındaki bağların nasıl bir sonuç yarattığını göstermeyi amaçlamaktadır. Genç kuşak arasından seçilen bu üç sanatçının işlerindeki malzeme, teknik, uslup, yöntem farkları, üretimin çeşitliliğini, düşünsel ve estetik farklar ise kültürel kaynakların zenginliğini örneklemektedir.

Sergi, güncel bir kesiti sunarak, izleyiciye, bu sanatçıların arkasındaki binlerce yıllık kültürü ve yüzyıllık modern sanat üretimini bir kez daha gözden geçirmeyi de önerirken, Akdeniz megapolü Kahire'nin, gelecek yüzyıla nasıl bir kuşakla girdiğine ilişkin ipuçları vermektedir.

Beral Madra