Arzulananlar
Les Voluptes / Arzulananlar çağdaş sanatta bedenin ten ve şehvet durumunu inceler. Sergi, çoğunlukla doğu dünyasında var olan güzellik idealini vurgulayan geleneksel ve tarihsel referanslarından ortaya çıkan imgeleri anlatır. Bu kavramlarla çalışan Rubens, Delacroix, Renoir ve Mattisse gibi sanatçılar, şehvetli bedeni toplumda ve mitte kadınlık gücünün bir sembolü olarak vurgulayarak eti yüceltmişlerdir. Paul Oppenheimer'in Rubens'deki gibi: "bir portre: güzel ve meleksi olan." 1999 " "Apotheosis: Beauty and Physics" bölümü: "Rubens'in sihirli stili birkaç yüzyıl sonra Eienstein'ın kitle, ışık hızı ve enerji arasındaki kesin, ölçülebilir ilişkinin keşfi olarak yeniden doğmuştur. Bu düşüncenin temelinde yatan, basit anlamıyla yalnızca fiziki evrenin bir estetik olgu olması değil ki birçok sanatçı bu düşüncenin temel estetiğine inanmıştır. Bunun fiziksel, tinsel ve estetik süreç, sonsuz değişimi bir araya getiren bir süreç olmasıdır. Bu değişimi temsil etmenin, ister resimde, ister matematikte son veriyi ve güzelliğini gözler önüne sermektir."

Şehvetli olanın tarihi, tenin tarihidir. Louvre'daki yapıtlar üzerine yazdığı yazıda Marie Helene Grinfeder, rönesans öncesinde yalnızca ölülerin ya da kurban edilmişlerin teninin gösterildiğini anlatır. Ama Rafael'in Three Graces'inde, çıplak kadınların her birinin elinde yasak meyva, kırmızı bir elma vardır. Daha sonra ise gündemde olan, Ingres'in Angelique'inin boynu gibi bedenin bölümlerini abartmasıdır. Sanatçı portresi hakkında "Karakteri vurgulamak için belli bir abartıya izin verilir, hatta bazen gereklidir. Özellikle bedenin güzel yönlerinin altını çizmek ve vurgulamak için kullanılır. Bu güzellik ve şehvet ideali yalnızca gerçeği uzatan biçimler yaratarak elde edilir" der.

Les Voluptes / Arzulananlar da yer alan tüm sanatçılar, zaman zaman rahatsız edici psikolojik bir yaklaşımla etli kadın ya da erkek bedenine bakmaktadırlar. Resim ve fotoğrafları sıklıkla duyumsal dalgalar ya da kumaş kıvrımlarını ya da La Grande Bouffe (Şölen ) adlı filmdeki gibi yapıtlarda görülen itibarını yitirmiş zenginliğe övgüyü çağrıştırır. Bazı sanatçılar kadının düzgün, biçimli figürünün abartısını ele alır. Modanın çok ince bir form gerektiren daha "etli ve sulu" versiyonu erkeğin ve kadının fantezisine bırakılan yasak meyva gibi görünür. Boticelli'nin kabuğundan çıkan Venüs'ünün dolgun yuvarlaklarından daha iyi bir düş olabilir mi?

Elga Wimmer