Postmodern felsefeden bu yana "benzer kimse" ya da "çifte olma" tartışma konusudur. Bu tartışma toplumsal, siyasal ve dahası tarihsel düşünce modelleriyle de tamamlandığına göre, bu tozu dumana katan estetik bulguda değişen birşey yoktur. Birisinin ayırt edilemiyecek kadar benzeri ya da çifte olma birçok genç sanatçının konusudur; dünyanın çifte olma fenomenine ya da "ben"in çok biçimliliğine soğuk bakamıyorlar. Çifte Bela sergisi, öncelikle bu konuya bağlı olan ya da bu konuyla çözüme ulaşan duygusal birikime ve kişisel hiddete tanık olmaktadır. Sergide gösterilen yapıtlar "ben"in ve dünyanın bu "benzeri olma" durumuyla estetik olarak verimli ve psikolojik olarak çok dramatik bir biçimde hesaplaşmaktadır. Bu hesaplaşma insan düşüncesi ile olduğu kadar medya ve pop kültürle de gerçekleşir. Bu bağlamda, çifte belayla uğraşan bu yapıtların arkasındaki son derece kişisel ve içsel tavır, benzer kimsenin toplumsal değil, öncelikle varoluşsal bir konu olduğunu gösterir. Çifte Bela, postmodern bir kendi özelliğini anlama ortaya koyar.
Genel bulgu şöyledir: Eğer özne kendisiyle özdeş değilse, eğer çok parçaya ve kırıklara bölünüyorsa, bu bir zamanlar kimlik ve kişilik, kendisi ve kendisinin temsili olarak adlandırılanın üstüne de yığılır. Ben'in güçlü odağının yanından birdenbire önceleri farkedilmeden, ama kaçınılmaz olarak büyüklü küçüklü kimlik odaksızlaşmaları ve yersizleşmeleri su yüzüne çıkar. İnsan yalnız kendini tanımamaya başlamaz, hemen ardından yeniden tanımlanabilmek gibi olanın tözü de kaçar ve sonunda yeniden tanımlayabilecek özne de özne olmaktan çıkar. Artık kendisiyle özdeşleşemeyen özne birdenbire kendi ben'inin yüzleriyle, kişiliğinin bölümleriyle çevrilir. Kendisinin benzerleriyle çevrili olarak özne ya da özne olmayan, kendisini akıl karıştırıcı bir durumun ortasında bulur.
Ben'inin medya ve pop kültürle aynı şekilde hazırlanmış olan yansımalarıyla tepetaklak olarak, kendi ve öteki, ben ve dünya arasındaki ayrımlar da yitirilir. Bu ben miyim, yoksa değil miyim? Özne sonsuza değin kendi aynalı oyun odasının içinde dönüp durmaya mahkum edilir. Kültüre kötümser bakış açısından bu durum son derece doyumsuz bir etki bırakırken çifte olanı yüklü bir bela beklerken bu estetik fenomeni bir estetik fenomen olarak ele almak, toplumsal ve siyasal fenomenlerle karıştırmamak geçerli bir yaklaşımdır. Bu kendini yitirme konusunun aşkta ve acıda, çocukluk temasında ve mitosta da görülmesi, ben'in bölünmesinin yeni bir konu olmadığını gösterir. Yüzün yitirilmesi, kendini yeniden bulmak ve yeniden yaratmak da felsefe ve sanatın çok uzun süredir uğraştığı konulardır. Benzer olanlar ve yineleyenler sanat ve düşünceyi doldururlar bunlar artık güncel sanattan da ayrılamazlar hem de aynı ölçüde gizemli ve çekici bir biçimde var olurlar.