Gökyüzünün daima derin ve kutsal bir anlamı olmuştur. İçgüdüsel bir süreçte insan, gökyüzünü tanrıların mekanı olarak algılamıştır. Böylelikle kutsal bir yoldan, ölümsüzlerin yaşadığı tepeye tırmanmak, öylesine efsanevi bir paradigmadır ki bu, zamanın başlangıcından beri hemen her toplumun düşüncesinin merkezi olmuştur.
Bu nedenle, Güney Hindistan'ın Hindu tapınakları yalnızca bir mabetler topluluğu değil, bunların aralarında yatan törensel açıkhava yollarıdır da. Ve kuzeyde, Rajasthan sarayları ve Moğol hükümdarlarının kaleleri, inşa edilen formu gökyüzüyle birleştiren arkitektonik bir sözdizimi ile taçlandırılmışlardır-buna kanıt, çatı boyunca görünen ve yukarıdaki sonsuz gökyüzünden parçalar yakalayan muhteşem chattriler (şemsiyeler) dir. Çağlar boyunca bu gökyüzü duygusu çok derin olmuştur-inşa ettiğimiz formlarla ve açıkhavayla ilişkimizde belirleyici etkisi olmuştur. Pragmatiktir de: Hindistan'ın sıcak ikliminde geceleri ve sabahın erken saatlerinde olunabilecek en iyi yer açıkhava, gökkubbenin altıdır. Bu tür mekanların sonsuz çeşitlemeleri vardır: odadan çıkılır...verandaya...oradan terasa...buradan da, belki de bir ağacın ya da büyük bir pergolanın gölgelediği bahçeye çıkılır...Her an, çevreleyen havanın ve ışığın niteliğindeki ince değişimler bizde, varlığımıza merkez olan duygular uyandırır. Yani, Asya'da yaşayan bizler için eğitimin simgesi asla Kuzey Amerika'daki o küçük kırmızı yapı değil, ağacın altında oturan guru olmuştur. Gerçek Aydınlanma'ya dört duvar arasında değil, dışarıda, açıkhavada ulaşılır. Gökyüzü nimetlerini gerçekten esirgemez-ve bu sergi bu nimetlerin en yaşamsal olan üçünü betimlemeyi amaçlar:
1. Bunlardan ilki, açık havanın biraz önce söz ettiğimiz metafizik görüntüsüdür-eski mimari algısında Evren kadar temel olan bir olgu.
2. İkincisi, bu tür mekanların kamu alanlarıyla ilgisine bakar. Özellikle, odadan odaya dolaşmanın ziyaretçileri bitap düşürdüğü müzelere. Farklı modeller, mekansal deneyimin değiştiği ve gözlerimizin (ve varlığımızın) tazelendiği modeller araştırmamız gerekir. Bu alternatiflerde açık havanın kurduğu düzen temel düzenleme ilkesini oluşturabilir.
3. Üçüncüsü, açık hava mekanlarının gerçek anlamda temel bir önem taşıdığı konutlara bakar. Sıcak bir Hindistan gününün sonunda dışarıda çimlerin üzerinde oturmak ya da gece yıldızların altında terasta yatmak gerçekten tanımlanamaz bir zevktir. Bu açık hava mekanları yerleşim alanlarının oluşturulmasında temel gerekliliktir-yalnızca varlıklılar için (yani bahçe içindeki müstakil evler için) değil aynı zamanda tek bir odaya tıkışmış en fakir aileler için de. Burada teras ve bahçeler, birçok günlük etkinlikte kullanılabilen ilave bir odadır.