Itırlı Bahçe
Doğu ve Batı arasında Saptana(maya)n Titreşimler

Venedik ve İstanbul arasındaki coğrafi, ekonomik ve kültürel alış verişin derin bağları ve tarihsel kalkanı içinde, Beral Madra ve Vittorio Urbani'nin dostluğu ve ortak çalışması, yeni ve verimli bir sanat alış verişini olanaklı kıldı. İlk girişim Aralık 2000'de Borusan Sanat Galerisi'nde gerçekleştirilen Akdeniz Metaforları III-Gerçek Olamayacak Kadar Güzel başlıklı, Venedik'ten dört sanatçının yeni yapıtlarını sunan sergiyle başladı. Bu sergiyi, 49. Venedik Bienali'nde Türkiye Pavyonu'nun Nuova Icona sanat merkezi yöneticisi Vittorio Urbani'nin çağrısı ile merkezin binasına konuk olması izledi. Sergi Itırlı Bahçe başlığı ile Butch Morris, Murat Morova, Ahmet Öktem, Sermin Sherif, xurban.net'in fotoğraf saydam ve dijital projeksiyon, karışık teknikte yerleştirme ve sesten oluşan yapıtlarıyla gerçekleşti. Serginin uzantısı olan, 200 oryantelistin adını taşıyan işaret levhaları, yine Thetis SpA'nın katkısıyla şirketin Arsenale'deki parkında yer aldı. Serginin, bu kez İstanbul izleyicisine Borusan Sanat Galerisi'nde sunulması bu ilginç yapıtların İstanbul izleyicisine gösterilmesi ve sürekliliğinin sağlanması açısından önem taşımaktadır.

49. Venedik bienali için tasarlanan Itırlı Bahçe sergisi, Doğu ve Batı arasındaki uzun süredir tartışılan ama yinede hala zor ve geçerli olan çeşitli sorunsalların yeniden ele alınmasını kolaylaştıracak bir ortam kurmayı amaçlıyordu. İstanbul'u taşıyıcı bir alan olarak ele alan Itırlı Bahçe sergisi post-modern durum içinde Doğu ve Batıyı birleştiren ve ayıran olguları, sergilenen yapıtlar aracılığıyla bir yeniden araştırma girişimiydi; ama aynı zamanda Doğu'yu Batı'nın geneleksel algılama biçimlerinin içerdiği görsel haz için bir kez daha sahnelenmekteydi.

Bu, şimdilerde geçerli olan kültürlerin, eşitliğinde temellenen küreselleşme ve çokkültürlülük kurumları ve uygulamalarına ters düşüyor gibi görünebilir, ancak bu serginin küratörleri ve seçkin sanatçıları yine de kimi zaman karşılaştıkları düşünsel ve kırgısal çelişkileri ve sorunları irdelemek isteğindeydi; özellikle sanat iktidarlarına sahip oldukları varsayılanlarla bu iktidarların dışında kalmış varsayılanlar arasındaki iletişim/iletişimsizlik süreçlerinin doğurganlığı/kısırlığı üstünde durmak isteğindeydi.

Sergini başlığı Itırlı Bahçe, Seyh Ömer Ibn-i Muhammed El Nefzavi'nin
1394-1433 arasında yazıldığı sanılan ve 19. yy'nın son çeyreğinde Fransızca ve İngilizce'ye çevrilmiş Arapça kitabından alındı. Türkçe çevirisi Nevzat Erkmen tarafından yapılmış olan kitap, özgün içeriğiyle insan cinselliğinin şiirsel bir irdelemesi ve cinselliği insanın duygusal dünyasının doğal ve ayrılmaz bir ifadesi olarak açıklıyor. Çeviriler ise Batılı yazarların dipnotlarıyla karşıt yorumlar, saptırmalar ve bir kültürün öteki kültür üstündeki egemenlik girişimlerini yansıtıyor. Kuşkusuz kitap yalnız Doğu ve Batı arasındaki bu kültürel alışverişin geçmişini anımsatmak üzere alıntılanmalı, içeriği dışında kendisi Doğu ve Batı arasındaki karşılaşmanın bir çeşit hazır nesnesi, bir çeşit özne/nesnesi olduğu için alıntılandı. Kitabın cinselliği şiirsel ve yüceltilmiş bir dokuyla sunan içeriğinin çağdaş sanattaki ham ve itici cinsellik üretimlerine karşı rahatsız edici bir anakronizm yaratması da bizim için ilgi çekiciydi.

Kitapta birbirine dolanmış iki anlatı var: Birisi çeşitli çeviriler içine gizlenmiş olan özgün anlatı, diğeri dipnotlara benzemiş çeviri metin. Özgün olan, cinsel ilişkiyi bir tür yücelme olarak tanımlayan yazınsal bir metin. Özgün anlatıya bir müdahele olan öteki anlatı, özgün olanın Batı okuyucusuna sunulması ve yeni bir temsiliyet içermesi açısından Oryentalist bir uyarlama. Başka bir değişle bu iki metin cinselliği karşıt konumlardan algılıyor/algılatıyorsa da bunlar kaçınılmaz bir biçimde tek bir metinde birleşiyor. Kitap Doğudan Batıya giderken çeviri ve dönüştürme katmanları yüklenip bambaşka bir metne dönüşüyor. Bu serüveni incelemeye değer: Bu süreçten geçen Itırlı Bahçe tuhaf bir biçimde farklı dönemler, dinler, toplumlar ve söylemlerin yarattığı ortak bir kazanım oluyor. Bu günümüzde bir sergiden diğerine, bir ortamdan öteki ortama taşınarak bakanın gözünde durmadan başkalaşan sanat yapıtlarıyla karşılaştırılabilir bir durum.

Benzer türde azimli bir durum da farklı toplumlarda aşk ve cinselliği irdeleyen güncel sanat yapıtlarında görülür. Bilindiği gibi, görsel metaforlar-ki bunlar kimi zaman hazır imge, kimi zaman da kurgudur- özgün olayların sanatçılar tarafından işlemden geçirilmiş dolambaçlı sonuçlarıdır. Bu metaforlar sanatçının ideolojik duruşunu, yerel ya da küresel sanat ortamındaki konumunu olduğu kadar izleyici üstünde söz konusu yapıtın bırakacağı etkinin hesabını da içerir. Sanatçı kullandığı her çeşit kültürel malzemeye kendi "dipnotlarını" ekler ve bu malzemeyi karmaşık bir bütüne dönüştürür.

Kuşkusuz, Itırlı Bahçe, cinsellik üstüne en eski kitaplardan biridir. (Vatsayan'nın Kama Sutra'sı ve Kalyana Malla'nın Ananga Ranga'sından sonra) ve sömürgeciliğin ve Viktorya dönemi tutuculuğunun doruğudaki Avrupa kültürünün merkezine doğru yolunu bulmuştur. Bu dönemde Itırlı Bahçe Oryentalizm söylemi için ya da "bir anlaşılmaz, çözülemez görüngü olarak egzotik, erotik ve yabancı Doğu'nun söylemi" için kusursuz bir araç oluyor. Rana Kabbani'ye göre de geniş dipnotlarıyla Burton çevirisi Oryentalist mitler için önemli bir örnektir; dolayısıyla da kitap sömürgecilik sonrası eleştiri için yeterince ikilemli bir malzeme olmuştur.

Kitabı Erken İslam kültürünün olağanüstü bir üretimi olarak adlandırmak abartılı kaçabilir; ancak üretim tarihini düşününce çevrildiği tarihteki Avrupa yazını ile karşılaştırma yapınca, bu kitabın olağanüstü bir öncülük örneği olduğu açıktır. Oysa, yayınlandığı ve dağıtıma girdiği sırada kitap hala insan mirasının bir parçası olarak kabul edilmiyor, yalnız "Batı'nın ayrıcalığını kanıtlamak ve farklılığı vurgulamak" için kullanılıyordu.

Bizim için Itırlı Bahçe, günümüzdeki küreselleşme söylemleri ve uygulamalarında özellikle uluslararası sanat çevrelerinde durmadan açıklanan kültürel-toplumsal-ekonomik alışverişin varlığını ve bu alışverişteki algı ve yorum biçimlerini saptamak ve incelemek için bir metafor oldu.

90'lı yılların başından bu yana merkezler ve çeperler arasındaki sanat ve kuram alışverişinin büyük bir ivme kazandığı bir gerçektir. Bu alışverişin en belirgin gösterileri sanat izleyicilerinin ve uzmanlarının çok uzak ülkelerden ve yerlerden gelen sanatçıların işlerini, ünlü ve bilinen işler yanında görebildikleri ve inceleyebildikleri bienaller ve bienal benzeri etkinliklerdir. Bu alışverişin en olumlu yanı bu sergilerin dünyanın her yerinde ideolijik, ekonomik ve kültürel ve tinsel arkaplan malzemeleriyle geniş bir bilgi/haber yayıyorlar. Eğer, sanat izleyicileri, sanatçılar ve sanat uzmanları sanatın küreselliğinin en etkili öğelerinden birisi olduğuna inanıyorlarsa bu soruyu sormak zorundadırlar: Bu yapıtlar ve metafor katmanları izleyicinin geleneksel algılamasını değiştirmekte, yönlendirmekte, kışkırtmakta ne denli etkilidir? Algı ve yorum süreçlerini etkileyen Doğu/Batı sorunsalı 20.yy son çeyreğinde bir değişim geçirmiş midir? Söz konusu büyük sergilere girme olanağını bulan geç modern/çeper-sonrası Doğu yapıtlarının algılaması ve yorumlanmasında önyargılardan arınmış bir değerlendirme olanaklı mıdır?

Sergi, verilen yerlere göre, yani, Nuova Icona Galerisi ve Arsenale'deki Thetis Parkı'na göre tasarlanmıştır. Çoğulluk ve deneysellik sanatçıların var olan kavramlarına ve üretilerine saygı, Bienal Küratörü Mr. Harald Szeemann'ın önerdiği kavramın çevresine girmek ve Doğu/Batı arasındaki belirlenmeyen soruları yanıtlamak için yeni kapılar açmak başlıca amaçlardır. Bunu yaparken, Doğu ve Batı arasındaki ayrım çizgisi, benzerlik, farklılık gibi yıllanmış kavramları, ötekinin en geniş ve kapsamlı ve yaygın kullanımını ve cisimleşmesini sorgular ve yinelerken, Venedik Bienali'ne katılan ülkeler arasındaki karşılıklı kültürel ilişkilere ve bilgi alışverişine eleştirel bir katkıda bulunmak istedik; kuşkusuz aynı zamanda, aynı durum ve düşünceleri paylaşan farklı kültürlerden sanatçılara, sanat kuramcılara ve onların izleyicilerine de ulaşmak istedik.

Venedik Bienali'ne giderken Itırlı Bahçe'nin İnsanlık Platosu'ndaki alanlardan birisi olduğunu eğer bu plato farklı toplulukların yaşadığı, üretip tükettiği bir aciliyet alanıysa bu platodaki bir Bahçe de bireylerin farklı düşüncelerin tohumlarını dikebildiği bir toprak olduğunu düşünüyorduk ve bu düşüncemiz doğrulandı. 65 ülkeden yüzlerce sanatçının katıldığı ve onbinlerce izleyecinin ziyaret ettiği bu bienalde paylaşımcı, katılımcı ve eleştirel bir ortam olduğu kuşkusuzdur. Özgür düşünce ve üretim, iletişim ve etkileşim açısından bu ve benzeri ortamlar küreselleşme sürecinde olağanüstü örnekler oluşturmaktadır. 21.yy'ın bu ilk bienalinde, özellikle bu sergiyle yer almak, sergiyi gerçekleştiren herkes için önemli bir deneyim oldu. Borusan Sanat Galerisi'nde bu sergiyi bir kez daha gerçekleştirirken küresellik altı ay öncesine göre yeniden tanımlanıyor. Itırlı Bahçe sergisi yapıtlarının yansıttığı düşünce ve eleştirilerinin bu yeniden tanımlama döneminde geçerliğini korumaktan öte bir anlam kazandığının altını çizmek gerekiyor.

Beral Madra

Mayıs-Kasım 2001

1. Bryan S. Turner, Orientalism, Postmodernism & Globalism, Routledge 1994, s:21

2. Rana Kabbani, Imperial Fictions: Europe's Myths of Orient, London 1986

3. Turner, s:32