Kültürün ruhu ele geçirildi - ya da belki geçirilmedi, çünkü iletişimin doğasında mülkiyet yok ki. Ama arketipsel anların kullanımı, ona sahip olanlara kısa yoldan iletişimsel bir donanım ve güç kazandırarak İKON yaratabilme olanağı veriyor.
İkonlar haline gelen çeşitli imgeler ve mitler, tarihin güncel katmanları arasına yerleşen birer metafor gibi düşünülebilir. Sanat ve iletişimin doğasını belli bir yapı olarak ele alan sanatçılar, kültürel sınırların ötesine uzanarak tarihin ve güncel sosyo-politik yapıların etkilerini gündelik yaşamımızda sürekli olarak yeniden kurgulanan/oynanan bir dile dönüştürüyorlar. Alışkanlıklarımızın sürdürülmesi gereksinimi içinde ' ikonik' tarihin yapısı büyük bir rol oynuyor. İkonların ve mitlerin başka bir alana tahsis edilmesi, ikonun birden çok anlam iletebilme gücünü baştan yaratıyor. Kopyalamak, çalmak ya da paylaşmak gibi eylemler, bilginin, bir öykünün başka şekillerde anlatılabilme yollarını açacak şekillerde kullanılmasını sağlıyor. İkon'un geçmiş, şimdi ve geleceği kapsadığını düşünürsek, i konik figürlerin, durumların ve değişken kimliklerin kullanılması, kurgulanması ve dağıtımıyla, her değişken ikon'un bir "Ben" oluşturduğu, yani yaratılmış ya da kopyalanmış bir anlatının içindeki benlik haline geldiğini görebiliyoruz.
Mitler ve taktiksel kendine mal etme biçimleri yinelenme yoluyla belli diziler oluşturuyor ve böylece ikonu harekete geçirmek için gerekli bilginin bağlamını yaratıyorlar. "İdol"le -bir kişinin resmi, görüntüsü, şekli- bağlantılı olarak etnografik ikonların kullanılması ve bu işaret, simge veya tarihsel bağlamlardan yola çıkarak yeni kurguların yaratılması, çağdaş toplumun mitleri ve çağdaş ikonları kullanım biçimiyle yakınlık taşıyor. Bu durum, ekonomik yapılar, kişisel fanteziler ve kimliklerin, ana bir kültürel görüşün içinde erimesine yol açıyor. Sergide yer alan sanatçılardan Godfried Donker ve Ellen Gallager, gündelik yazılı basın ve başka kurgusal formatları kullanarak insanın meta haline gelmesi durumunu ve kurgulanmış bu ırk mitolojisinin bireysel kim-ilikler üzerindeki alçaltıcı etkisini irdeliyorlar.
Godfried Donker'ın sergide yer alan yapıtları, 'Financial Times Siluetleri ve Tyson. Financial Times Siluetleri, birer ikonik figür olarak erkek ve kadın ile borsa piyasası arasında bir ilişki yaratmak amacıyla Financial Times'ı bir tür harita olarak ele alıyor. Yapıtta Madonna ve Savaşçı imgeleri, simgesel olarak borsa piyasasının iniş çıkışlarını temsil ediyor. Financial Times Siluetleri, Madonna, savaşçı, kadın, erkek, Madonna'nın konumlandırılması ve o ikonla ilişkili olan tüm bağlamlar (anne, cinsellik imgesi, güçlü kadın) gibi durumlar içinde savaşçının geç modern dönemin spor dünyası içindeki konum1andırılışını yansıtıyor. Yarı dinsel bir statüyü yansıtan bu durum, Madonna ve savaşçı ikonlarıyla, Avrupa Oryantalizmi'nin kültürel mitleri kullanımını ve hiyerarşik ekonomik yapılara olan fetişizmini yansıtıyor. Tyson ise bir adama, bir şöhrete, bir kültürel ikona tarihsel ve mitik bağlamları içinde bakıyor. Burada kurulan imge, cinsiyet, ırk ve kimlik olguları üzerine temelleniyor; yapıt, Mike Tyson olarak bildiğimiz mültimilyon dolarlık küresel yatırımın etrafında dönüyor. Bildiğimiz gibi kültür dünyasında, esas olarak Afrikalı egzotik yabani mitini yansıtan saldırgan, şiddet saçan, cahil ve dolayısıyla denetlenmesi gereken adam imgelerinden geçilmiyor. Bu mitlerin kökeninde zulüm yatıyor, oysa Tyson kültürel bir ikon olarak görünüşte Batı'nın başarı ideallerini yerine getiriyor. Bir teknede bütün madalyaları, parası ve kol gücüyle bir başına kalmış tutsak Tyson'ı ikonik bir figür olarak kullanmak, çok çeşitli okumalara da açık. Çünkü belli ki ne o ne de biz, bir meta olarak şekil bulmuş bu çok katmanlı karaktere gömülü tarihin kökenlerini görmezlikten gelemeyiz, ondan kaçamayız.
Ellen Gallagher'in Peruk Haritaları ise 1970'li yılların zenci dergilerindeki reklamlardan yansıyan zenci kimliğinin tipik görüntülerini irdeleyerek, zenci kimliğinin mitlerine, ikonlarına ve stereotipik imgelerine bakıyor. Gallagher ele geçirdiği bu belgesel tarihi kolaj ve başka ifade biçimleri aracılığıyla yeniden kurgulayarak, metalaştırılan Afrika kökenli Amerikalı kimliğinin mitleri ve ikonlarının karmaşıklığını yansıtıyor, ayrıca tüm bunların kültürel kimlikler üzerindeki etkilerini araştırıyor. Bu sergideki yapıtlarıyla Godfried Donker ve Ellen Gallagher'in ikon'u kitle kültürü ve tüketimini yansıtan eleştirel bir özdeşleşme biçimi olarak sunduklarını söyleyebiliriz.
Mitler, tarih ve ikonografi, geçmişten günümüze uzanan süreçte insanın dünyayla uzlaşabilmesini olanaklı kılan simgeler yaratmak için kullanıldı. Daha yakın dönemde elbette sinemaya da sistematik olarak yansıdı mitler; düşler ve sinemasal yapılar iç içe geçerek gerçek ve sanal deneyimler oluşturdular, kültür oldular. Burada belgesel ile sahnelenmiş olan, çağdaş bir tarih oluşturacak şekilde sosyal ve sanatsal yaklaşımlar arasında ilgi kuran arketiplere/ikonlara dönüşüyor. Sergideki sanatçılardan Reynold Reynolds'un Geleceğin Tarihi ile Monika Bravo'nun Zamanla Oynamak adlı yapıtları, belgelenmiş ve yaratılmış bir tarihsel -eleştirel araştırmanın sinemasal sözlüğünü yeniden kullanıyor. Her ikisi de medyanın, fantezi dünyasının ve dikizciliğin, sinema yoluyla tarih yaratma etkisine kişisel bir yaklaşımla bakıyorlar.
Reynolds, çeşitli bilimkurgu film örneklerini kendine mal ederek tarihi kategorik olarak parçalara ayırıyor. Örneğin Geleceğin Tarihi, bu tür filmleri sistematik olarak yeniden kurgulayarak insanlığın gelişen teknoloji karşısında yok olma korkusuna göndermede bulunuyor. Tarihsel ve kişisel yapılardan hareketle kendi gerçeğimizi sorgulayan bir sinema bu. Bilindiği gibi ticari bilimkurgu sinemasında gündeme getirilen ikonik duyguların ve sorunsalların arasında korkular, yok olma tehlikesi ve yüce bir varlık tarafından kurtarılma sık sık başvurulan temalar arasında bulunuyor. Geleceğin Tarihi, bütün korkularımızı ve düşlerimizi onaylayan, yeniden kurgulanmış bir bilgi bankasını baştan yaratıyor. Sonuçta ortaya çıkan durum, toplumsal yapıyla, insanın bilinçdışıyla, medyanın belleğiyle kişisel belleklerinin iç içe geçmesiyle eşzamanlı olarak çalışıyor ve sanki gerçek zamanların belgelerıymiş gibi yansıtılan ekran görüntüleriyle kişisel belleklerimizin içine tarihin sorumluluğunu yüklüyor.
Bravo'nun Zamanla Oynamak adlı yapıtı ise 1969 yılında Amerikalıların aya ayak basması üzerine temelienerek, gerçekten de zamanla ve kişisel bellekle oynuyor. Bilindiği gibi insanın aya ayak basması teknolojik olanakların gelişimi anlamında tarihsel bir dönüm noktası olmuş ve bu olayın bir medya imgesi olarak tarihsel süreçte sürekli olarak tekrar tekrar gösterilmesi, ayrıca aynı imgenin sinemayla da takviyesi, olayın en büyük politik belirsizlik zamanlarında bile bir mutlak olarak ele alınmasını sağlamıştır. Bravo aya ayak basma anının ardındaki gerçekler ve mitlerle oynayarak, bu olayın tarih üzerindeki sürekli etkisini değerlendiriyor. Burada belleklere kazınan gerçek, gerçek olayın sürekli tekrarından kaynaklanıyor: Tarihsel bir zaman sürecinde kazanılmış büyük bir başarı olan olay, medya aracılığıyla kişisel belleklerimize kazınmış başka olaylarla rastlantısal bir bağlantı oluşturuyor. Bravo'nun Zamanla Oynamak başlıklı yapıtı böylece belgesel bir gerçekle ilişkili kişisel bir anlatı yaratıyor, yeni bir tür kültürel kurgulama biçimini yansıtıyor ve sinemasal bir anlatının yaşamın kendisi haline gelen anını yakalıyor. Tarihsel olaylarla harmanlanmış sinemasal ikonografi, gerçek ve gerçek-dışı olanın belgelenmesiyle bilincimize girip çıkan kişisel zaman haritaları yaratıyor.
Günümüzde bilgisayar ikonları, İnternet'in sürekli genişleyen alanı, iletişim platformları ve oyunlar, yeni programların yazılımlarına yol açan yeni bir ikonoloji ve görsel dağarcık yaratarak, aslında tarih öncesi iletişim biçimlerinin -hiyeroglif gibi- yeniden keşfi gibi bizler için. Andy Deck'in Gylphiti'siyle Space Invader'ın İstilâlar'ı, özel alanları kendi yapıtlarına mal ederek graffiti ile yeni bir bağlam yaratıyorlar. Hiyeroglif yazıcısı da tıpkı graffiti gibi metro ve tapınak duvarlarında iz bırakıyor. Andy Deck'in Glyphiti'si, graffiti ruhuna çağrıda bulunan, çok kullanıcılı, kolektif bir resim yapma platformu; İnternet'in özel alanlarından geçerek ulaşılan bu site, kamusal bir alan yaratıyor ve eskinin hiyerogliflerine benzer bir şekilde, bir gerçek-zaman ikonu yaratmak adına işaretlerin yerini pikseller alıyor. Space Invader'ın îstilâlar'mûa ise Space Invader'ın kurguladığı kent mozaiği içinde yaratılan kamusal bir alana kimliği belirsiz oyuncular tarafından bir saldırı düzenleniyor. Space Invader ve Deck, yapıtlarıyla yeni medya türlerinin iç içe geçmesinin sonuçlarını ortaya koyarken, yaratılan yeni kamusal alanlara uygun anlatılar kurguluyor ve KAMUSAL sözcüğünün anlamını sürekli irdeleyerek kamusal sanat tanımına yaklaşabilecek bir üretim sergiliyorlar. Space Invader, ayrıca yapıtını Bizans ikonografisi ve estetiği etrafında örerek bireyselin ötesine uzanmaya çalışıyor.
Benzer bir şekilde Marina Zurkow'un mozaiği Erkek + Kadın da pikselin uysal doğasını ekran için ya da çeşitli monitörler için bir birim ölçüsü olarak ele alıyor - Bizans mozaiklerinin estetiğiyle ilişki Tendirilecek durağan bir imge yaratmak adına mantıklı bir aktarım sayılabilir bu. Piksellenmiş Erkek + Kadın portresi de mantıksal bir birliktelik olarak İncil'de teşci İlenmiş bir çifte, erkek ve kadın rol 1 erindeki Adem ve Havva'ya yer vererek Hıristiyan mitolojisine göndermede bulunuyor. Burada geçici bir toplum düşüncesinin karşısında Adem ve Havva'nın doğru davranışının dönüşümü de köklerini mitlerle ve imgelerle sürekli yeniden buluyor.
Sergide yer alan bir diğer sanatçı, Carlo Zanni, Rönesans portrelerine ve eski manzara resimlerine göndermede bulunarak masaüstü ikonlarının ve bilgisayar programı logolarının yağlıboya resimlerini kullanıyor. İnternet'in, bilgisayar programlarının ve masaüstü bilgisayarların giderek genişleyen manzarasını belgeleyen Zanni, bilgi değiştokuşu için seçilen çok çeşitli sosyal bağlamları yaratmak adına kullanılan imgeleri irdeliyor, ikonlarla program logoları arasındaki benzerlikleri inceliyor. Manzara, Napster Logosu başlıklı ikon resimlerinde ürünün bir araç olarak kullanımı, logonun kopyalanmasının çağdaş bir ikon haline gelişi, ticari ürünleri kolaylıkla kendi bilgisayarımıza indirebilmemiz, piyasanın asileri, bilginin parasal değerini yönlendiren hilekârlar gibi, çeşitli konulara değiniliyor. Napster çok geçmeden James Dean veya Marilyn Monroe gibi bir asi, bir şöhret haline geliyor ve şöhretli kişilerin bir ürün haline getirilişi, bunların popüler kullanımı ve medyadaki dolaşım ağına göndermede bulunan bir yapıya bürünüyor. Bilindiği gibi pop sanat da şöhretli olanın metal aştın İması, ticari ürünlerin pazarlanması gibi süreçleri gözler önüne sermiş, bu süreçte grafik tasarım ve sanat piyasasına yönelik sosyo-ekonomik stratejiler, büyük önem kazanmıştı. Günümüzde ise ticari piyasa, kendi ürünlerine değer katmak adına sanat tarihini kullanıyor. Ticari piyasada kullanılan ikonik sanat tarihinin bu tür örneklerinden biri de Adobe programının Illustrator logosu için Sandro Botticelli'nin Venüs'ünü seçmiş olması. Ürüne klasik sanatın ustalarım ve mitolojik Venüs figürünü çağrıştırarak belli bir değer kazandıran ikon büyük önem taşıyor burada; kullanıcıya, kullandığı bu ürünle Botticelli gibi resim yapabileceği duygusunu vermeyi ya da onu Venüs'ün cazibesiyle yakalamayı amaçlıyor. Masaüstü ikonu, kişiye uygun olanı seçmek için kullanılıyor. Zanni, Manzdrd, İllüstratör başlıklı resminde, Illustrator'un ticari logosunu yeniden ödünç alıyor. Bütün ikonlar, bu öyküdeki bir sonraki aşama için başlangıç noktası oluşturan bir araç işlevi görüyorlar. Carlo Zanni'nin resimleri, plastik bir gerçekliğin portreleri ve manzaraları. Burada kullanılan program logoları, masaüstü ve P2P platformları, sonuçta toplumun bu i koni an kişisel olanla ilişkisi bağlamında nereye ve nasıl yerleştirdiği gibi soruları gündeme getiriyor. Diyebiliriz ki şimdiki zaman, geçmiş ve gelecekle hiç bu kadar yüklü olmamıştı. İçinde yaşadığımız 'canlandırılmış şimdi'yi düşünürsek, Zanni ve onunla aynı ekolden sanatçılar ikonları iletişimin başlangıç noktası gibi algılıyorlar.
KOPYALA, ÇAL, PAYLAŞ'a katılan sanatçılar, bilginin kültürel aktarımının mülkiyet üzerine temellenemeyeceği düşüncesinden hareket ediyorlar. Arketipsel yapılar olarak kültürel ikonlar, kültürel sistemlerin süregiden çağdaş bir diyalog içinde birer bilgi kaynağı olarak etkisini yansıtıyorlar. Hepimiz tarihin bu sürecinin içindeyiz, hiç kimse, hiç birşey, bu sürecin dışında değil artık. İşte böylece iletişim pratiğinde ödünç almak edimi bir tür aktarım, aynı zamanda bir tür kültürel fikir alışverişi. Benim attığım adım senin de işine yarıyor, öyleyse devam; kopyala, çal ve paylaş.
Michele Thursz, Post Media Network