Modernizmin Arabulucusu: Motif

Bu sergi, Türkiye düşüncesinden yola çıkarak motif sistemlerine görsel ve tarihsel olarak bakmaktadır. Burada modern terimini, modernizmin yenilikçilik kavramını, bilginin düzenli birikimini, teknoloji ile teknolojinin toplum ve çağdaş sanat üzerindeki etkilerini çağrıştıran anlamıyla ele alacağım.

Motifin tarihi, çağdaş Türkiye kültürünün yerleşik bir parçasıdır. İslam sanatında ise motif, geometriyle arasındaki yakınlığı "büyük anlatılar"la ortaya koyar. Süregelen geleneklerin, örf, adet ve inançların aktarıldığı bu anlatıların çerçevesi hem gelenekte hem de el sanatları, mimarlık, müzik ve tarihte ortaya çıkar. Bu motifler, tıpkı farklı anlam katmanlarıyla örülü ikonalar gibi birkaç biçimde okunabilir. Tarihsel olarak motif, bir dönemi tanımlayan ve toplumu ortak bir yörüngeye yerleştiren, ama bunu yaparken de bireysel eğilimlere özgürlük tanıyan bir zaman dilimi olarak okunabilir.

"Motif, hedefine yineleme yoluyla ulaşan belirli ideallerin ifadesidir."

Türkiye Cumhuriyeti 1920'lerde başlayarak on yıl gibi bir sürede tüm islami hukuk düzeninden vazgeçerek yeni batılı gelenekleri benimsemiştir. Eğer motife belirli düşüncelerin ifadesi olarak bakarsak, o zaman Türkiye'nin demokratikleşmesinin motif üzerindeki etkileri de bu kültürel denkleme uygun düşer. Demokrasi, ülkede içselleştirilerek benimsenmiş, sonuçları ise bireyi devraldığı mirastan ayırmıştır. Artık özerk olan bir toplum peyzajını destekleyen yeni yüz, batılı ideolojilerin ve kapitalizmin karşılığı olan bir modernizmin terminolojisiyle yola çıkan demokrasiyle uyumluydu. Kurulum, "hazır yapım" demokrasiydi. Bu demokrasiyle kurulacak diyalogun, bu yeni paketi açıp onu çoğaltıp yaymanın postmodern yaklaşımı, yani devraldıkları mirasla dengeli ilişki kurmak, bu geçmişi harmanlayıp bugünü geliştirmek, kendilerini uluslararası bağlamda konumlandırmak için sanatçıların ve toplumun gidecekleri yol, dolambaçlı bir yoldu. Burada, önceki nesillerin sahip olduğu kavramların, genç neslin dönüşümüne rehberlik eden motif ya da kültürel başkalaşım olduğunu düşünüyorum.

"Tarih, geçmişe ayna, bugüne derstir." (İran atasözü)

Yaklaşık yetmiş beş yıl sonra küresel bir bakışla, modern, küresel, demokrasi, ekonomi, tarih, miras gibi terimlerin konumlandırdığı denklem ilişkisinde bu postmodernist çıkışı farklı düzeylerde tartışmak mümkün.

Bu sergide, kültürel hareketleri yeniden dönüştürüp biçimlendirmek için tarih ve bilgi sistemlerini kullanan beş sanatçının yapıtları yer almakta. Yapıtlar, belli ama yine de Türkiye'nin özüyle, motif eylemlerinin genel olarak çağdaş sanat ve kültürdeki kullanımıyla doğrudan ilintili ortak diller oluşturmaktalar.

Ekrem Yalçındağ'ın sergide yer alan iki yağlıboya yapıtı beyaz ve gümüş renkli küp motiflerini içermekte. Kare, islami geometrik motiflerde fiziksel deneyimi simgeler. Bu iki resmin her biri diğerinin aynasıdır. Yineleme ve karmaşa yoluyla izleyiciye kendi anılarında yitip gitme alanı sağlar; bir yandan sonsuz büyüme olanağını verirken diğer yandan yapıtları resim sanatının tarihsel bağlamında konumlar. Hem resim sanatının hem de motifin tarihi yinelemeye duyulan güvenini oluşturur. Ekrem Yalçındağ, resim sanatının modernist kaygılarını, malzemenin malzeme olarak önemini sorgulayan bir yanılsama alanı oluşturmak için zanaat tekniklerini ve ikona motiflerini kullanır. Tarihi malzeme olarak kullanan bu yapıtın önerdiği resmin nesnesine ve zanaatçılığın niteliğine güven duygusu, toplumsal bağlam ve geleneksel malzeme kullanan birçok sanatçıda içsel olarak vardır. Jeff Koons'un sözleriyle: "Sanata inancım manevi bir unsuru da içerir. Bir sanat yapıtını oluştururken, kullandığım zanaatın niteliğiyle izleyiciye güven duygusu vermeye çalışırım." Kiç ve plastik kültürü kullanarak tarih içinde konumunu belirlemiş anlatı ve malzemeyle motifler oluşturan Amerikalı sanatçı Koons'un dikkatli yaklaşımı malzeme ve kültürel yakınlıkla güven yaratır.

Tarihte güven ve zanaat el ele giderken bugün artık bilgi sistemleri, açık bir veri bankası olarak internetin kullanımı, küresel toplumun tarihe ve tarih oluşturma sürecine katkıda bulunmasını sağlarken, güvenin kullanımını ileriye taşımakta, bugüne kadar var olan sanat düşüncelerinde hareketi de mümkün kılar.

İnci Eviner'in yapıtı, duvar kağıdı gibi okunabilen illüstrasyonlardan oluşan bir yerleştirme kurarak süsleme sanatlarını çağrıştırır. İmgeler, genelde tıp illüstrasyonlarına, on dokuzuncu yüzyıl bitki ve hayvan alemi kayıtlarına, islam ve batı kültürlerinin motiflerine atıfta bulunur. Sanatçının paleti, veri bankasına koymuş olduğu elle çizilmiş ikona imgeleridir. Sanatçı, tekniği, beceriyi, sanat beğenisini ve estetik zevki kullanımının izleyiciyi tuzağa düşürmek amacında olduğunu söylemekte. Eviner yapıtında izleyiciyi oluşmuş sanat düşüncelerinden ve algılara duyduğu güvenden vazgeçiren bir rastlantı sahnesi kurmakta. Yapıtı oluşturan ile izleyicisinin kolektif belleğinin birlikte anlattığı bir yerleştirme oluştururken sanatçının kendisi de belli sahipliklerinden vazgeçer, biçimlendirilmiş bir alanda, kendisine atfedilenlerden sıyrılıp yalınlaşmış ikonografi öyküsünü ortaya koyar.

Eviner'in paleti tarih ile ilişkisinde inceliklidir; kimi zaman hoş olmayabilen metaforlara güzellik ve duyarlık veren bir hafifliğe sahiptir.

Gülçin Aksoy'un el dokuması halısında "vazgeçtim" yazmakta.

Bugün artık çoğu halı endüstrinin ürünü de olsa, tarihi beşinci yüzyıla kadar uzanan dokuma sanatı, motif ve desenlerden oluşan sözlüğüyle hâlâ canlıdır. El dokuması halı, geçmişte olduğu gibi bugün de üreticinin ifadesini taşır, dokuyanının dışındaki dünyaya bir mesaj verir.

Burada, sanat görmek beklentisiyle halının üzerinde yürürsünüz, durumun çağrışımının, "vazgeçtim," dışında çok az hakka sahip bir katılımcı haline gelirsiniz.

Bunun ne anlama geldiğini söyleyemem; bu hak sanatçıya aittir. Ama geleneksel bir dokuma halı üzerinde yazdığına göre, "devraldığım mirasa karşı koymaktan vazgeçtim," sanat hakkında oluşmuş algılardan "vazgeçtim" anlamını varsayabilirim. Vazgeçtim hem mirası hem de sanatıyla bu kültürün kilit durumlarını simgeleyen halıya yerleştirilmiş şiirsel bir ifadedir. Gülçin Aksoy vazgeçmemiştir; biz halının üzerinde yürüyüp "vazgeçmenin" burada ne anlama geldiğini düşünürken o işe yeni başlamıştır. Mirasımız / kolektif tarihimiz ile aramızda ayrım oluştururken vazgeçtiğimiz nedir? Uzun dönemde özgün durumlar oluşturabilir miyiz?

Nalan Yırtmaç yapıtında hayvanların açık mekânlarda kesilerek kurban edildiği Kurban Bayramı fotoğraflarını kullanır. Sanatçı, 2005 yılında Hürriyet gazetesinde yayınlanan fotoğraflardan seçtiği görüntülerin ahşap kalıbını çıkarıp hat sanatını içeren geleneksel sayfa çerçevesine yerleştirmiştir. Sanatçının ilgilendiği buradaki vahşet, insanların büyük çoğunluğunun bu durumdan hâlâ rahatsız olmamalarıdır. Bu ritüelle tanışık olmayan bir izleyici için bu eylem vahşi bir eylem; ama tarih bağlamında önce belge, ardından bu eylemin yinelenmesi, mesajı ileriye taşıyan, geleneği güçlendiren bir motiftir, tıpkı gazetenin bu fotoğrafları yayınlamaktaki amacının anlatıcı olarak ritüele verdiği yetki gibi.

Nalan Yırtmaç'ın, bu ritüeli yinelemek için grafitiden esinlenen malzemeyi kullanımı, vahşetten duyduğu dehşeti yansıtan güçlü bir kişisel konumlamadır. Grafiti, kaynağını kent uygulamalarında bulur. Yerleştirme her ne kadar grafiti olmasa da adı bilinmeyen yurttaşın/ sanatçının elinden çıkan orijinal malzeme olan grafitinin gücünü çağırır. Grafiti, birçok tarzı içeren sivri bir sanat, ezici durumlara tepkiyle tahrik edilen radikal bir eylem olarak kabul edilir. Oluştuğu platform verdiği mesajın, yani duvara yazılan mesajın ayrılmaz parçasıdır. Bu sosyolojik disiplinin, sokak kültürünün gücü, bugün hip hop kültürünün şemsiyesi altında olan akımı ileri götürmüş; bütün dünyada ticari endüstrilere akarak, önceki tüm akımlardan daha hızlı yayılıp, küresel benzerlik sayesinde sesi giderek yüksek çıkan görece kim olduğu tanımlanamayan seslerden oluşan bir topluma kabul ettirmiştir. Rapçi müzisyen Tupac Shakur'un dediği gibi, "Dünyanınn her yanında aynı şarkı" (Resurrection, Same Song).

Tal Hadad, Global Heart Me: Air Play Ground'u sergilemektedir.

Air Play Ground, manipüle edilen FM frekanslarıyla İstanbul'a ses, eğlence ve canlı ses peyzajıyla yapılan bir yolculuğun yayınlandığı ses yerleştirmesidir.

Air Play Ground, bir portatif radyolar topluluğu kanalıyla, İstanbul kentinin müzik peyzajına atıfta bulunan, kabloyla yapılmış bir dizi ikonik durum yayınlanmakta. İzleyici, galeride kentsel gürültünün, peyzaj kayıtlarının, ses akımlarının, müzik ve şarkıların içinden dolaşacak. Sanatçı, galeri mekânını, kişinin müziği algılayışını değiştirerek, sanatçının müziği düzenlediği biçimi ortaya koyacak şekilde kullanmakta.

Bu müzik düzenlemesi, bootleg -korsan- endüstri kanalıyla yayınlanıp dağıtılacaktır. Bootleg, yeni oluşturulan bir öğe -plak, CD, ayrıca resmi, orijinal öğe olarak daha önce bu biçimde var olmamış plak kapaklarını da içermekte. Sokak kültürünün diğer biçimleri gibi bu eylemler de popüler beğeninin barometresini ve yeni pazarlar da oluştursa, sanatın uygulanması, dağıtımı konusunda bilginin yeniden kullanımı, telif hakkı üzerine daha kapsamlı bir konuşma süregelmektedir. Sanatçının korsan estetik ve dağıtım taktiğini kullanımı sayesinde sergi daha geniş bir kitleye ulaşacak, kullanılıp atılabilir modern sistemleri anlatacak ve insanların kültürel çevrelerine ilişkilerini yansıtacaktır. Tal Hadad'ın ilgisi, kolektif belleğin işitsel tortusunda ve bu tortunun modern müziğin algılanmasına yaptığı etkidedir. Bu ilgi, sonsuz değişkenle oluşan yeni ifadelere olanak sağlayan duyarlı bir düzenleme oluşturmak için kentin toplumsal motiflerinin çevrel sesleri bulup çıkarılırken kendini gösterir.

Bu sergide, motifin kullanımı hem uygulama hem de kavramsal bağlamda yinelenmesiyle kolektif olarak güçlenmektedir. Demokratik ilkelerin oluşturulmasına, bugün tüm dünyada bir kopyala-yapıştır kültür oluşturan, her şey dahil bir kültür düzeni ortaya koyan, modernizmin küresel arayışıyla bağlantılı yeni bir toplumsal düzeni benimseyen teknolojinin bugünkü kullanımının habercisi olarak atıfta bulunmak mümkündür.

Michele Thursz
Crown Heights, Brooklyn, New York, 2005

"Modernizmi ardı ardına süregelen başkalaşımında yakalamaya çalışırız, ama yine de onu ele geçiremeyiz. Hep kaçar: her karşılaşma kaçışla sonlanır. Onu kucaklarız ama o hemen yok oluverir: bir parça havadır. Anlık olandır, her yerde ve hiçbir yerde olan kuştur. Onu canlı yakalamak isteriz ama o kanatlarını çırparak bir avuç hece olup yok olur. Elimiz boş, kalakalırız. Ardından algının kapıları hafifçe aralanır, diğer dönem görünür; farkında olmadan aradığımız dönem: şimdi var olan, şimdiki varlık." Octavio Paz, Nobel Konuşması, 8 Aralık 1990. (In Search of the Present başlıklı İngilizce metinden çevrilmiştir.)