Bu sergide yer alan yakın döneme ait üç proje günümüz toplumunda "kamusallığın" çeşitliliğini yapının bağlam ve işlevinin insan etkileşimine olan tesirlerini gözlemleyerek açığa çıkarılan özelliklerini betimlemektedir. Bağlam ve işlevi duyarlı biçimde yansıtan kamu alanları, ziyaretçilere, girdikleri ilişkilerin temelinde konumlanmış bir bağ duygusunu, bir "kollektif bilinçaltı"nı aşılar. Kollektif bilinçaltının kabul edilmesi, büyük mimarlık yapıtlarına hayat veren manevi öğelerden biridir.
Eski Tokyo'nun morfolojisi temelde kentin topografik özelliklerine uymaktadır. Mikro ölçekte var olan ağaçlar ve kıvrımlı arayollar dahi kent büyüdükçe değiştirilmeden bırakılmıştır. Bu tavır, rasyonel yapılanmanın ana ilkeyi oluşturduğu Batı kent morfolojisiyle açık bir karşıtlığı temsil etmektedir. Böylece Tokya'da bina ve yapılanmalar arasındaki küçük boş alanlara daha fazla önem verilmiş, dikkat edilmiş ve kamu alanları ile özel alanlar arasındaki ayrım daha belirsiz ve çeşitli hale gelmiştir.
Hillside Terrace ve Hillside West projelerinde uygulanan kent tasarım ilkeleri bu geleneğin bir parçasıdır. Son on yılda Hillside Terrace, sanat ve mimarlık sergileri, müzik gösterileri ve konferanslar da dahil olmak üzere, çeşitli etkinliklerin kabesi olmuştur. Café dükkan ve galeriler bir arada bulunmakta, plaza ve bahçeler toplu kutlamalar için kullanılmaktadır. Yine de tüm bu etkinliklere karşın kutlama ve diğer girişimler kurumsallaşmamıştır. Çünkü bu etkinlikler kamu alanlarının mekânsal ve işlevsel gayri resmiliğinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır..
Kaze-no-Oka Krematoryumu farklı bir tür "kamusallık" sunmaktadır. Nakatsu kenti artık kullanılmayan krematoryumunu yeniden inşa etmeye karar verdiğinde belediye belediye başkanı yeni krematoryumun kurulacak bir parkın içinde yer almasını sağlamak ve buranın yakında yaşayan halk üzerindeki etkisini hafifletmek amacıyla krematoryumu çevreleyen alanların yeni krematoryuma dahil edilmesine izin verilmiştir. Kullanılmakta olan bir mezarlık ve yeni ortaya çıkarılmış 6.Yüzyıla ait bir mezarlıkla birlikte krematoryumun alanı, Michel Foucault tarafından heterotopia olarak tanımlanan mükemmel bir örneği olan küçük bir nekropolü oluşturmaktadır. Bu heterotopia, aynı anda günlük yaşamın hem dışında bir alandır hem de bir parçasıdır; insanın geri çekilip uzaktan günlük yaşama bakmasına izin vermesiyle hem olağanüstü hem de olağandır. Çevresindeki park krematoryumun sükunet ve vakarını yankılamakta, bu da sevdiklerine son görevini yerine getirenlere unutulmaz bir anı sağlamaktadır. Park aynı zamanda Nakatsulular için giderek daha popüler bir eğlence yeri haline gelmektedir. Krematoryum ve mezarlık olan olağandışı mekan, kentin olağan bir kamu alanı konumuna gelmektedir.
Hillside Terrace ve Kaze-no-Oka Krematoryumu, bulundukları yere özel yapılardır-geniu loci (mekan ruhu) yapıların içinde bulundukları ortam ve yerin tarihinden kaynaklanmaktadır. Buna karşın Groningen'deki (Hollanda) Yüzer Pavyon bulunduğu yere özel değildir. Küçük bir pavyon kanal boyunca yüzer. Ancak, özgün silueti ve sahne olarak gördüğü işlev nedeniyle baskın bir kamusal varlığa sahiptir. Pavyon sisli kırsal alanda dolaştığında çift sarmallı çatısı gökyüzündeki bulutlarla bütünleşir. Koyu yeşil bir ormanın önünde pavyon beyaz bir kuğuya dönüşür. Gece etkinlikleri için ışıklandırıldığında kırmızı bir salyangoza benzer. Sabit bir yapıdan farklı olarak bu pavyon, konumunu değiştirdikçe farklı imgeleri çağrıştırır ve bulunduğu alanın yarattığı izlenimi dönüştürür. Pavyon, kısa yaz döneminde Groningenlilere gösteriler, müzik, şiir okumaları ve dans için bir sahne sunar. Çevre, kent halkı ve mimarlık arasındaki karşılıklı ilişkiler Yüzer Pavyonun dinamik kamusal doğasını ortaya çıkarır.
Bu üç proje, toplumda ortak alanlar sağlamak için birçok yolun var olduğunu ortaya koymaktadır. Modern dünyada kamu alanlarının sınırları, eski Yunan kentlerinin agoraları gibi kesin olarak çizilmemiştir; herhangi bir yer ve her yer agora olabilir. Ancak, bu mekanlar basit biçimde kısa dönemli yatırımlara ve o günün modasına göre kullanılmamalıdır. Ziyaretçilerinde daha derin anlam ve ilgi çağrıştırmalıdır. Krematoryumun açılmasından yalnızca üç yıl sonra tüm Japonya'dan binlerce kişi buraya gelmiş ve burada yakılmak istediklerini söylemişlerdir. Kaze-no-Oka'nın ziyaretçilerinde yankı uyandırdığı açıktır; belki de ortak alanlar bir "kollektif bilinaltı"nı, paylaşılan bir deneyim duygusunu açığa çıkarmıştır. Bugün mimarların üstesinden gelmeleri gereken konulardan biri de günümüzün kollektif bilinçaltını bularak bunu biçim ve mekana aktarmaktır.