Ruh ve Beden
Borusan Sanat Galerisi, ünlü sanatçılar, mimarlar, tasarımcılar, illüstratörler ve şairler tarafından tasarlanmış ve tanınmış takı tasarımcıları tarafından uygulaması yapılmış yeni bir çoğaltmalar dizisi sunuyor. Bu koleksiyona, takının geleneksel ve çağdaş işlevi ve anlamı ile ilişkili olarak "Ruh ve Beden için Çoğaltmalar" adını verdik.

Temelde takı, "öteki"ni etkilemek ya da taşıyanı gizil güçlerden ve kem gözlerden korumak üzere insan gövdesinin çeşitli bölümlerini süslemek ve bezemek için kullanılır ya da talep edilir. Bu anlamıyla takı bir arzu olduğu kadar, bir batıl inanç nesnesidir. İğne ve fibula gibi giysileri tutturmaya yarayan, tılsım gibi gövdeyi ve ruhu koruma amaçlı en erken biçimleriyle, altın, gümüş, demir, bakır gibi madenlerden döküm, kazıma, filigran ve granül teknikleriyle yapılmış, üstüne değerli ve yarı değerli taşlar kakılmış daha geç biçimleriyle takılar gövdenin bir uzantısı olarak da değerlendirilebilinir. Bu öyle bir uzantıdır ki, "öteki" ile ilişki kurarken kendini simgesel olarak yüceltme yada kendini gerçekleştirme amacını içerir. Başka bir deyişle, takı eşsiz bir beniçinci (egosantrik) nesnedir. Kolye, taç, bilezik, yaka iğnesi, bileklik, kemer, yüzük, küpe, at, gemi, halhal gibi Mezopotamya, Mısır, Hellen, Etrüsk ve Roma krallarının ve egemen sınıflarının taktıkları daha karmaşık ve görkemli biçimleriyle takılar din ve devlet gücünün simgeleridir. Bu takılar parlaklıkları ve kıvılcımlarıyla halkın gözünü gerçeklere karşı kör ederek, başını döndürerek egemenlere karşı benzersiz hayranlık ve saygı uyanmasını sağlıyordu. Bu açıdan, takısız ege- menliğin olamayacağını da düşünebiliriz.

Başlangıcından tektanrılı dinlerin kuruluşuna kadar takılar gömme geleneklerinin de temel öğesiydi; başlangıçta yoksulların da, ama daha sonra yalnız zenginlerin mezarlarında takı vardı. Kuşkusuz, bu takılar aynı zamanda büyük hırsızlıkların da nedeni oldular... Bu açıdan da takılar, ölümsüzlük simgesi olarak değerlendirildikleri için tanrıya ihanettir ve günahtır! Orta Çağ'da takıların genellikle kilise hazinelerine kilitlenmesine ve takı ustalarının dini binalardaki atölyelerde çalışmalarına şaşmamak gerekir; bu dönemde takı üretiminin büyük ölçüde dini heykelleri süslemeye yöneldiği görülür. Kuşkusuz egemenler herşeye karşın takı sahibi olma ayrıcalıklarını sürdürdüler.

Takı yapmanın ve takmanın herzaman, resmi ve dinsel kullanım özelliğinden uzaklaşan karanlık bir yüzü de olmuştur. İnsanın karanlık güçlere inanması ve kör inançlarını ve itkilerini gizemli ve koruyucu nesnelerle okşaması ve doyurması kemik, diş, boynuz ya da kafatası gibi alışılmamış, itici, ürkütücü malzemelerden yapılan takılarda ya da içi zehir dolu madalyonlarda ifadesini bulur. Öte yandan takı yapmak ve takı ticareti Taş Devri kadar eski olduğu için, takı değiş-tokuşun en temel öğesidir. Ekonomik değer olarak takı yalnız yapılmaz, aynı zamanda nice hazine açıklarını kapamak üzere eritilerek bozulur da!

Rönesans'da ilk kez olarak takı yapımı ile resim sanatı ya da yüksek sanat arasında bir ilişki başlamıştır. Albrecht Dürer, Sandro Botticelli ve Genç Hans Holbein gibi ressamlar takı desenleri yapmış ve model kitapları hazırlamıştır. O dönemden bu yana yük- sek sanat ve takı arasındaki ilişki sürmektedir ve en yetkin gelişimine de 20.yy'da ulaşmıştır. 20.yy'da takı yapmanın ya da takmanın burada kısaca değindiğimiz temel özellikleri değişmedi; ancak elektro-metalurji işlemi icat edildikten sonra, takı yapma endüstriye dönüştü ve uluslararası iş dünyasında yerini aldı.. Değerli taş kesme fabrikaları, takı ve gümüş eşya imalathaneleri, saatçilik, yapay taş ve inci üre- timi, yapay takı üretimi, dünya takı pazarları günümüz takı tüketimcisinin ihtiyacını karşılamaktadır.

Değerli ve yapay takıların kitlesel üretimi içinde yeni bir seçkin takı yapımı ortaya çıktı. Bunun pahalı ucunda, genç ya da tanınmış tasarımcıları yeni biçimler ve üsluplar yaratmak üzere kullanan Bulgari, Van Cleff Arpels, Cartier, Boucheron, Tiffany, Garrard, Harry Winston, De Beers gibi "büyük evler" denilen uluslararası şirketler yer almaktadır. Bu süper-lükse koşut olarak, kimi zamanda tümüyle onun içinde olarak takı tasarımcıları modaları saptamaktadır. İskandinavya ülkelerinin 1950'lerde başlattığı modem tasarım sürecinde, modern ve post-modern sanat akımlarına ve eğilimlerine gönderme yapan ve deneysel gelişmelere açık olan bireysel takı tasarımının hem pahalı hem de ucuz uçta giderek önem kazanmasına neden oldu. İşte bu noktada takı işinin "demokratik" bir sürece girdiğini söylemek olasıdır.

Yüzyılın ilk yarısında gerçek sanat endüstriyi, endüstri de gerçek sanatı etkilemişti. Gerçek sanatın kavramlarını endüstriye göre dönüştürmeye açık olduğu, Duchamp'ın hazır nesnesinde en yetkin örneğini bulur. Endüstri de giderek üretilen nesneyi "heykelleştirme" eğiliminde olmuştur. Avantgardizmin bitişinden bu yana, sahte-sanat ile gerçek-sanatın yanyana varolduğu büyük ve denetlenemeyen bir fenomen ortaya çıkmıştır. 80'li yıllardan bu yana, Modernizmin kısırlaştırıcı karşıtlıklarının üstesinden gelmeye uğraşan Post-modern sanat, mimari ve tasarım bu sorunu, geleneksel ve üçüncül olanı kullanarak, yeniden biçimlendirme yolları arayarak çözmeye çalışıyor. Bütün endüstri üretimlerinde ve dekoratif sanatlarda olduğu gibi, ucuz ya da pahalı, iki uçta da takı üretimi iki yol izler; birincisi her zaman var olan kitsch'dir, diğeri ise kitsch'in modalaşmış biçimi olan camp'dır. Takı ve kuşkusuz diğer tasarımlar, gerçek sanatla olan ilişkilerinin yoğunluğu oranında kitsch ve camp'dan uzaklaşırlar.

"Ruh ve Beden için Çoğaltmalar" takı koleksiyonu, bu uzaklaşmaya gönderme yaparken, gerçek sanata bir kez daha yaşamın içine doğru bir yol açıyor.

Beral Madra

Aralık 1999