Bu yıl, Yeni Öneriler-Yeni Önermeler sergisinin 13. ve 14. düzenleniyor. 1998 yılından bu yana yaz aylarında bazen tek bir sergi halinde, bazen iki aşamalı olarak gerçekleştirilen bu etkinlik, öyle görünüyor ki, amacına ulaşıyor: Başından beri Türkiye'deki genç sanatçılar için bir tür ilk durak olmayı hedeflemiş olan sergiye, artık Türkiye'nin dört bir yanından 100'e yakın dosya gönderiliyor. Her geçen yıl artan bir ivmeyle çoğalan bu dosyalar, ülkemizdeki genç sanatçıların potansiyelini gösterirken, bu potansiyeli barındıran eğitim kurumlarına ilişkin bazı ipuçları da veriyor. Sergiye katılan genç sanatçıların yapıtlarında yetiştikleri kurumların izlerine rastlamak, söz konusu kurumların geleneksel yapısıyla nasıl örtüştükleri veya çatıştıklarını irdelemek, yeni kurumların eğitim anlayışının nasıl şekillenmekte olduğuna dair yansımalar bulmak olası. Öte yandan bu gençler, kendi yaratıcılıkları kapsamında elbette ki bağımsız bir tavrı da yansıtıyorlar, görsel okuryazarlığın iyice önem kazandığı bir dünyada birer sanatçı adayı olarak farklı bir sesi, farklı bir sözü olan yeni yapıtlar ortaya koymaya uğraşıyorlar.
"Yeni Öneriler-Yeni Önermeler" sergisinin ikinci aşamasında Anadolu, Dokuz Eylül, Marmara, Sabancı ve Yıldız Teknik üniversitelerinden 8 genç sanatçı yer alıyor. Resim, heykel ve enstelasyon gibi çeşitli ifade biçimleri kullanan bu sanatçılar, bir yandan göç ya da eğitim gibi toplumsal ölçekte gündeme gelen bazı sorunları irdelerken, bir yandan da kendi dünyalarının düşlerle örülmüş çağrışımlarını sergiliyorlar. Onları bu sergide bir araya getiren, yalnızca bu sergi için seçilmiş 8 genç olmaları değil: Yakından baktığımızda, içinde yaşadıkları toplumun bireydeki yansımalarından hareket ettiklerini, düşselliğe başvururken aslında gerçekleri ifade etmek istediklerini hissetmek olası. Düşlerle gerçeklerin iç içe geçtiği bu alanda Murat Sezer'in (Marmara Üniversitesi) bir yandan göç olgusunun, yersiz yurtsuzluğun, öte yandan gelip geçiciliğin ve rastlantısallığın temsili nesnesine dönüşen bavul-resimleri, izleyicinin kendi yolculuk hikâyelerinin çağrışımlarıyla da çoğalan anlam katmanlarıyla örülü. Bu eski, nostaljik bavul görüntülerinin arasında biletler, trenler, raylar, ve istasyonlarda sanki öylece donakalmış hayalet figürler, simgesel birer öğe olarak belleğin yaşam boyu yaptığı yolculukları da akla getiriyor. Sezer'in anlatmak istediği hemen her şeyi sanki bünyesinde barındıran bu bavul imgesi, zaman zaman doku katmanlarıyla flulaşmış bir biçimde daha resimsel bir duyguyla ya da bir enstelasyon mantığı içinde bir tekrar oyunuyla karşımıza çıkıyor, bazen balmumu ya da ytong gibi doğal ya da yapay malzemelerle bir tür heykele de dönüşüyor. Sezin Eker'in (Marmara Üniversitesi) resimlerinde ise, biraz daha farklı bir bellek yolculuğuna çıkıyoruz: Çocukluğu ve çocuksu masumiyeti, 'pamuk şekeri tadında' bir dünyanın olanaklılığını ve anlamını irdeleyen resimlerinde Eker, tanıdık imgelerin çağrışımlarından yararlanırken belli bir kültürel hiyerarşi gözetmiyor; Milo Venüsü de Pamuk Prenses de birer simge olarak adeta bir sahne gibi resmedilmiş mekânların içinde yer alıyor. Eker'in görsel dünyasında sürekli karşılaştığımız içi boş giysiler ya da küvet imgesi, 'giydirilmiş' kimliklerden kurtulma çabasını ve arınmak, kendine dönmek isteyen bireyin trajikomik hikâyesini anlatıyor. Benlik olgusuna ilişkin göndermelerle yüklü bir diğer sanatçı, "İpek Ne Köpek, Köpek Ne İpek" başlıklı resimleriyle sergide yer alan İpek F. Ertan (Marmara Üniversitesi). Dev boyutlu birer desen olmasına karşın sanki birer günlük gibi tutulmuş, spontan bir duyguyu yansıtan bu karikatürümsü resimler, yalnızca göz ifadeleriyle yakalanmış ince bir mizahla örülü: Herşeyi gören, gözlemleyen, soran, sorgulayan, irdeleyen, yanıt arayan, yanıt bekleyen bu gözler, sevimli, komik bir köpeğin bazen dişil ve eril cinsel göndermelerle de resmedilen bedeninden izleyiciye baktığı için olsa gerek, çetrefil ruh hallerinin ilginç bir yansımasına dönüşüyor. Çeşitli derecelerde çocukluğa dair sorgulamalar barındıran, çocukluğa dair imgelerle örülen görsel dünyalar kurgulayan bu genç sanatçıların yanında Nurdan Sezer'i de (Dokuz Eylül Üniversitesi) anabiliriz. "Bir Varmış Bir De Yokmuş" başlıklı resimler dizisinde genellikle küçük ya da genç kız görüntülerini bazen fotoğrafa müdahaleyle, bazen kolajla kurguladığı düşsel mekânlar içine yerleştiren Sezer, bilinçaltının 'tortu'sunu resmediyor sanki; bir yandan da düş ve temsil ile gerçeğin arasındaki sınırları irdeliyor. Elçin Ekinci'nin (Yıldız Teknik Üniversitesi) yarattığı "Koza" başlıklı mekân da bir anlamda bilinçaltına itilen bazı korkuların ifadesiyle ilgili görünüyor: Kendi deyimiyle, "henüz hiçbir iktidar biriminin otoritesinin kurulmamış olduğu dil öncesi evrede, özün içeride durduğu noktada" bireyin varoluş dinamiğini sorgulayan, "dış bedenle ortalıkta dolaşırken içeriyi merak eden" Ekinci, kurguladığı mekânda bu büyük sorulara yanıt arıyor. Ekinci'nin bir diğer çalışması, "Taciz-Aciz" başlığıyla sergilediği iki küçük polyester nesne. Bu yapıtında taciz olgusunu irdeleyen Ekinci, tacizin yarattığı tepkinin simgesi, aciz olmak durumunun karşıtı olarak önerdiği 'füze gibi bir öfke'yi cisimleştirmiş. Toplumsal kodların, kuralların ve alışkanlıkların, belli iktidar odaklarının belirlediği sistemlerin karşısında kendi içsel çelişkilerini yaşayan bireyin sıkıntılarını dile getiren bir başka genç sanatçı da Ender Gelgeç (Sabancı Üniversitesi). Buruşturulup açılmış kağıtlarla gerçekleştirilmiş enstelasyonunda "evrak" olgusunun anlamı ve çağrışımları üzerinden hareket eden genç sanatçı, resmi düzeyde arşivleme, depolama gibi yöntemler üzerinden oluşturulmuş değerler sistemini ele alan yapıtında bir yandan da galeri mekânının otoritesini sorgulamayı hedeflemiş. Gelgeç'in yapıtlarının bir başka boyutu da gündelik işlevsel malzemelerin işlevsizleştirilerek sanat nesnesine dönüşmesi sürecini irdelemesi. Paket naylonları ya da tuvalet kâğıtlarından yaptığı heykeller gibi… Farklı bir işlevi bulunan atık malzemeyi dönüştürerek kullanan Merve Şendil (Dokuz Eylül Üniversitesi) ise, kent atıklarından tekrar bir kent oluşturma projesi olarak sunduğu "Atık Şehir" başlıklı enstelasyonuyla yer alıyor sergide. "Atık Şehir", bir yandan özel olarak İstanbul'u çağrıştırıyor, öte yandan dünyanın hemen bütün büyük kentlerinin ve özellikle Üçüncü Dünya'nın karşı karşıya kaldığı kentleşme sorunlarına göndermede bulunuyor. Cılız, kırılgan, çarpık, yoksul bir kent görüntüsü olan "Atık Şehir"le, evsiz barksızların bazen yatak olarak kullandığı karton koliler, birer apartman olarak galeri mekânında gerçeğin ta kendisine işaret ediyor. Nazım Ünal Yılmaz'ın (Anadolu Üniversitesi) popüler kültür imgeleriyle örülü resimleri ise, sanki o vahşi, eklektik kent kültürünün bir yansımasını sunuyor: "Kardeşler", "Travesti Hülya", "Çift", "Kahraman", "Yeniden Resim" gibi resimlerinde bir yandan resim sanatının güncel yolculuğu içinde nasıl bir dönüşüme uğradığını, nasıl bir kavramsal boyut kazandığını irdeleyen genç sanatçı, bir yandan da birer görsel kod haline dönüşen birtakım simgeleri irdeliyor. Nazım Ünal Yılmaz'ın resimlerinde resmedilen görüntüler ne kadar alıntıysa, tuval yüzeyinde zaman zaman rastladığımız ifadeci fırça darbeleri de o kadar alıntı: Bu görsel dünyada her şey sanki popüler kültürün kodlarıyla örülmüş, bugünün görsel dağarcığını 'konuşan', 'düşünen' bireyin belleğinde karşılığı olan bir dünya oluşturmuş...
Ahu Antmen