Yeni Öneriler - Yeni Önermeler 7
Her yıl yüzlerce mezun veren bu okullardan potansiyel taşıyan genç sanatçı adaylarını keşfetmek, ortamın galeri yöneticilerine küratörlerine, eleştirmenlerine düşmektedir. Borusan Sanat Galerisi, kendi üzerine düşeni bir tür 'ilk vitrin' oluşturarak gerçekleştiriyor. Türkiye'nin dört bir yanından adaylar arasından sanat ortamının profesyonelleri tarafından yapılan bu seçkileri dikkatle izlemek, gerçekten çok zor koşullarda kendini var edebilen bu genç insanların sanat ortamına nasıl bir gelecek vaat ettiklerini izlemek de hepimizin ortak sorumluluğu.

"Yeni Öneriler-Yeni Önermeler" sergilerinin, Türkiye'de genel olarak eğitim düzeyinin ama özelde sanat eğitiminin koşullarını ve niteliğini gözler önüne seren bir özelliği de var. Belli kentlerden gelen gençlerin bu etkinliğe daha çok ilgi gösterdiğini, öte yandan seçici kurulun daha çok ilgisini çeken adayların belli kurumlarda eğitim gördüğünü izliyebiliyoruz. Dolayısıyla bu sergiler, Türkiye'de sanat eğitiminin bir aynasını da oluşturmakta aynı zamanda. Bu ayna, Türkiye'de gençlerin içinde yetiştikleri koşulları olduğu kadar ilgi alanlarını düşünüş biçimlerini, heyecanlarını, meraklarını da yansıtıyor. Ele aldıkları temalarda kullandıkları malzemelerde ve araştırmaya giriştikleri çeşitli teknikler ve yaklaşımlarla ortaya koydukları işlerinde geleceğe işaret eden bir imgelem dünyasıyla karşılaşıyoruz; hangi koşulların onları sınırlandırdığını öte yandan hangi koşullara rağmen yaratının sınırlarını zorladıklarını görebiliyoruz.

Bu sergiler, adı üstünde, yeni önerilere, yeni önermelere açık etkinlikler. Yaratılan zemin içinde, sanatçının meslek yaşamının belki de en önemli kavşağını oluşturan gençlik yıllarında 'yeni'yi arayışını, kendine özgü özgün bir dil oluşturabilme çabasını paylaşmaya bir tür çağrı. Günümüz koşulları içinde genç sanatçının işinin iyice zor olduğunu da unutmayalım: Yeni sözcüğünün bir anlamda anlamını yitirdiği her türlü malzeme, teknik, ifade biçiminin tüketilmiş gibi göründüğü 'yeni' anlatım olanaklarının geçmişi sorgulama biçimleriyle şekillendiği olabildiğine kaotik bir çağda yaşıyorlar, dolayısıyla yeni bir önerme getirmeden önce 'yeni'nin anlamını irdelemek ve kendi işlerinde çözümlemek gibi bir sorunların da var. Bu açıdan bakıldığında bu sergilerin en önemli özelliğinin genç sanatçının yeni bir öneri yeni bir önerme arama ve (görsel olarak) dillendirme cesaretini sınaması ve sınatması olabilir diye düşünüyorum. (Gençler, sınav sözcüğüne göndermede bulunmak zorunda kaldığım için bağışlasınlar!)

Bu yılki sergi önceki yıllara göre biraz daha kalabalık olduğu için iki aşamalı olarak gerçekleştiriliyor. Böylece Borusan Sanat Galerisi haziran'dan eylüle dek uzanan yaz sezonunu, bu sezonu genellikle yaz karmalarıyla bir anlamda geliştiren birçok öteki galerinin aksine, önemli bir işlevi yerine getirmek için kullanmış oluyor. Seçici kurulunu Beral Madra, Ahmet Öktem, Prof. Tayfun Erdoğmuş, Doç.T. Melih Görgün, Agah Uğur ve Binnaz Tukin'in oluşturduğu yedinci "Yeni Öneriler-Yeni Önermeler" sergisinin ikinci aşamasında, yine çeşitli güzel sanatlar fakültelerinden Göknil Gümüş, Ayşe Kongur, Eda Göksel, Başak Kaptan ve Ergün Yıldız'ın yapıtları sergileniyor.

Zamanımızın genç sanatçıları, psikolojik, sosyal ve kültürel boyutlarıyla kimlik arayışlarına kimlik bunalımlarına değiniyorlar, medyanın yaşamımızdaki etkisini irdeliyor, gelişen iletişim olanaklarının birleştirici-yabancılaştırıcı boyutlarını sorguluyorlar. Bunu yaparken, genellikle çeşitli hazır nesneleri kullanıyorlar; mekan düzenlemeleri gerçekleştiriyorlar; video'ya başvuruyorlar. Çoğunun resim ve heykel gibi, alışılagelmiş ifade biçimlerinin olanaklarını sorgulamaması, bu alanlarda üretim yapmaması oldukça ilginç, çünkü eğitim kurumlarında resim ve heykeli 'teknik' açıdan öğreniyorlar dört yılda ama sanatsal üretimin, resim olsun, heykel olsun, kavramsal işler olsun, bütüncül olarak gelişimine olanak sağlayacak sanatsal bilgi birikimini ve kurumsal zemini genellikle yeterince edinebilecekleri bir eğitim sistemi içinden yetişmiyorlar.

Ancak ortaya koydukları yapıtlarda sorgulayıcı bir tavır içinde olduklarını görmek olası:Göknil Gümüş, 'ceketini alıp gitmek' deyimiyle bir biçimde örtüşen yapıtlarında günlük sürekli kullanımda olan ve resmiyeti çağıştıran bir giysiyi olabildiğine özgür bir tavır içinde bir tür tuval gibi kullanıyor ve ceketin asık suratlılığını espirili bir biçimde yorumluyor. Gümüş'ün ceketleri üzerinde yaşanmışlığın izlerini okuyor, hayatın renklerini görüyoruz ve alışılmadık bir 'çerçevede' sürdürülen sanat uğraşına tanık oluyoruz. Ayşe Kongur'un çağımızın vazgeçilmez ikonlarından biri olan Coca Cola üzerine temellenen "Coke Coctail" işiyse, yine ironi içeren ve içinde yaşadığımız sistemi bir anlamda kendi silahıyla eleştiren bir çerçeve oluşturuyor. Kongur bir işi vitrinde sergileyerek, yaşadığımız dünyanın zıtlıkları dahi kolayca eritebilen tüketim ütopyalarının müzelik bir görünümünü sunmuş oluyor. Kongur'un ironik bir vurguyla göndermede bulunduğu şiddet olgusu, Başak Kaptan'ın sergilediği yatakta açık ifadesini buluyor: Yatak, insanın ruhunu ve gövdesini teslim ettiği korunak yada tüm korkularının karanlığı bembeyaz çarşaflara karşın. Bir dingillik ve huzur metaforu olabilecekken üzerinde sallanan sarkaçla bir korku atmosferine dönüşen yatak ve uyku bireyin bilinçaltında adeta cebelleştiği tüm korku, kaygı ve ikilemleri çağrıştırıyor. Öte yandan çok dingin bir atmosferi Ergün Yıldız'ın "Dikiş İğnesi" videosunda bulabiliyoruz. Burada videonun 'elektronik bir tual' olarak kullanımına ilişkin bir yakınlık söz konusu; resimsel estetik bir etki yaratılmaya çalışılıyor ve doğrusu başarıya ulaşılıyor.Yine gündelik bir malzeme kullanılmış:dikiş iğnesi ve iplik ancak sanatsal bir kaygının salt yaşamdan bir sahne aktarmak kaygısının ötesine uzandığı, gündelik malzemelerle videonun diline uygun bir kurgu arayışı özellikle dikkat çekiyor. Bir tür meditasyon olarak izlenen olabildiğine sade ama bir o kadar da yoğun, titiz bir çalışma Ergün Yıldız'ınki; teknik bir uğraşı da hissettirmesini önemli buluyorum. Eda Göksel'in "Çöp Kutusu" ise, zaman ve mekanla ilgili bir irdeleme duvara yansıttığı görüntüyle bir tür illüzyon yaratan ama mekana yerleştirdiği doldurulmayı bekleyen bir çöp kutusuyla gerçeği, şimdiyi, izleyicinin de işin içine katıldığı şu anı da kapsayan bir mekan düzenlemesi. Gerçekten çok görüntünün peşinde koşan günümüz insanı için gerçek ve yanılsama arasında adeta eriyen sınırlar, Eda Göksel'in işinin önemli bir boyutunun oluşturuyor.

Sanat, artık olabildiğine yaşamdan besleniyor, bazen yaşamın birebir görüntüsünü sunuyor. Gerçi çoğu zaman gerçek ya da gerçek hayat sanatın uzanabildiğinin de ötesine ilginç görünümler sunuyor. Görünenin ötesindeki anlamı aramak, sorgulamak ve göstermek ve bunun bir ifade biçimine bir dile dönüştürebilmek işte sanat bu noktada başlıyor. Bu sergi de işte bu uğraşı ve umudu veren bir araya getiriyor.

Ahu Antmen