FRANÇOIS-FRÉDÉRIC GUY ile Gelenekten Geleceğe
Beethoven yorumlarıyla öne çıkan François-Frédéric Guy, bu birikimini Mozart’ın cesur dünyasıyla ve müziğiyle birleştirerek dinleyiciye düşünsel bir perspektif sunuyor.
Yedi yaşında kulaktan çaldığı bir konçertoyla başlayan yolculuk, bugün Beethoven’ın tüm piyano sonatlarını ikinci kez kaydeden bir sanatçının olgun yorumuna uzanıyor. François-Frédéric Guy için Beethoven, müziğe bakışını belirleyen başlıca kaynaklardan biri. Bu söyleşide Guy, Beethoven’la kurduğu uzun soluklu ilişkiyi; BİFO ile bu konserde seslendirdiği Mozart’ın 22. Piyano Konçertosu’nun özgün dünyasını ve günümüz müzisyenlerinin üstlendiği sorumlulukları ele alıyor.
Ludwig van Beethoven’ın kayıtları kariyerinizde önemli bir yere sahip. Beethoven’la kurduğunuz ilişkiyi nasıl tanımlarsınız?
Müzik kariyerimin dönüm noktalarına hep Beethoven eşlik etti. Yedi yaşındayken, çocuk parçaları çalmak yerine 1. Konçerto’sunu kulaktan çaldım ve Paris Konservatuvarı’ndaki ilk ödülümü de bu konçertoyla kazandım. Harmonia Mundi için yaptığım ilk kayıt, op.109 ve Hammerklavier sonatlarına adanmıştı. Daha sonra bunu, konserlerde ve kayıt olarak tüm konçertolarının icrası ve oda müziği çalışmaları takip etti. Hatta meşhur 5. Senfoni de dahil olmak üzere senfonilerini de yönettim. Bu nedenle, bu ilişki uzun soluklu ve hâlâ devam eden bir ilişki. Beethoven, müzik yaşamımın tam kalbinde yer alıyor. Benim için müzik onunla başlar, onunla tamamlanır... Beethoven’ın müziği olmadan ne kariyerim bugünkü hâline gelirdi ne de hayatım aynı olurdu.
Beethoven’ın tüm sonatlarını ve piyano konçertolarını kaydettiniz... Beethoven’la kurduğunuz bu derin bağı nasıl tanımlarsınız?
32 sonatı çalmanın ya da kaydetmenin son derece büyük bir zihinsel ve fiziksel meydan okuma olduğu doğru. Şu anda Beethoven’ın tüm piyano sonatlarını ikinci kez kaydediyorum ve bu müzik her düzeyde o kadar talepkâr ki, bu deneyimden geçtikten sonra artık aynı insan olmadığınızı söyleyebilirim…
Konserlerimde, Beethoven’ın yapıtlarını çoğunlukla opusların kronolojik sırasını izleyerek sunmayı tercih ediyorum. Bu yaklaşım, dinleyicinin Beethoven’ın müzik biyografisini Franz Liszt’in sınıflandırmasına göre keşfetmesine olanak tanıyor: Genç, insan ve Tanrı! Aynı zamanda bu süreç, Beethoven’ın üslup ve piyano yazımındaki gelişimini anlamama ve dinleyiciye aktarmama yardımcı oluyor. Bu gelişim, müziği ve piyanoyu modern dünyaya taşıyan bir dönüşümü de beraberinde getiriyor. Sanki dinleyiciyi onun müzik okyanusunda uzun bir yolculuğa çıkarıyormuşum gibi.
Bu maraton size neler öğretti?
Bu 32 sonatlık yolculuğa ̶ hatta beş piyano konçertosuna uzanan bu sürece ̶ girişmek, hem tevazu hem de güçlü bir özgüven gerektirir, diyebilirim. Süre olarak daha kısa olsalar da yoğunluk bakımından 32 sonat kadar belirleyici sayılmayabilecek bu konçertoların yanında, sonatlar müzisyenler için adeta gerçek bir başvuru kaynağıdır. Sonatlar, konçertolar ve oda müziği yapıtları arasında, hatta bu yapıtları oluşturan müzik cümleleri arasında çok sayıda bağlantı olduğunu fark ettim. Tüm bu yapıtlar, sanki gizli bir kod veya büyük bir yapbozun parçalarıymış gibi esrarengiz bir biçimde birbirine bağlı. Bu yapboz bir araya geldiğinde ise insan ruhunun karmaşıklığını, kendine özgü yönlerini, duygularını ve sorularını yansıtıyor.
Kariyeriniz boyunca en büyük motivasyon kaynağınız ne oldu?
İki temel noktayı özellikle vurgulamak isterim: Öncelikle icra ettiğim müziğin güzelliğini ve derinliğini ortaya çıkarmaya ve bunu dinleyiciye aktarmaya çalışıyorum. İkinci olarak ̶ belki biraz daha kişisel bir motivasyonla ̶ kalbime en yakın eserleri çalma fırsatını önemsiyorum. Beni en çok harekete geçiren unsurlardan biri de bir bakıma müzik tarihine yön veren yapıtları seslendirmektir. Bu durumu “Armstrong sendromu” olarak adlandırıyorum: “Bu, bir insan için küçük, fakat insanlık için büyük bir adım.”
Bu konserde seslendirdiğiniz Mozart’ın 22. Piyano Konçertosu’yla ilgili sizi en çok zorlayan ne oldu?
Her ne kadar ardından gelen konçerto kadar tanınmış olmasa da bu eser bana göre cesareti bakımından benzersiz. Yapıtın operatik cazibesi, görkemli karakteri ve ilk bölümdeki kendinden emin duruşu; orta bölümü oluşturan varyasyonların dokunaklı anlatımı ve final bölümünün neredeyse uçucu hafifliği bir araya gelerek, son derece etkileyici bir bütün oluşturuyor.
Günümüzün genç piyanistleri açısından baktığınızda başarılı bir kariyerin önündeki en büyük zorluk sizce nedir? Genç piyanistlere hangi tavsiyelerde bulunursunuz?
Bana göre genç bir piyanist için en önemli unsur, yüzeydeki dikkat dağıtıcı unsurları mümkün olduğunca göz ardı ederek kendi müzikal hedeflerine, ideallerine ve arzularına bağlı kalmaktır. Günümüzde ise sesin önüne imgenin geçtiği; müzikal derinliğin yerini teknik kusursuzluk arayışının aldığı bir anlayış giderek öne çıkıyor. Sosyal medya platformlarında izlenme sayıları ve “beğeniler”, çoğu zaman sanatçının yorumu ve icrasının özsel değerinin önüne geçebiliyor. Tüm bu etkenlerin varlığını kabul etmekle birlikte, bir müzisyen için asıl önemli olan kendi bütünlüğünü korumak ve kişisel değerlerine sadık kalmaktır.
Klasik müzik ve günümüz dinleyicisi arasında daha yakın bir bağ kurma anlamında sanatçılara düşen sorumluluğunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Önceki soruya devam edecek olursam; ilginçtir ki sosyal medya ve dijital müzik platformları, klasik müziğin daha genç ve farklı dinleyici kitlelerine ulaşması için önemli bir imkân sunuyor. Ancak canlı konser deneyiminin yerini hiçbir şey tutmaz.
Sanatçılar, klasik müziğin yalnızca uzmanlara hitap etmediğini (her ne kadar onlara da hitap etse), merak duygusu ve güzellik arayışı taşıyan herkese açık olduğunu dinleyiciye gösterebilme gücüne sahiptir. Yaygın görüşün aksine, klasik müzik konserlerine ilgi azalmıyor, dinleyiciler hâlâ konserlere akın etmeye devam ediyor. Bu da son derece sevindirici bir tablo.

